Fatma

Fatma
Türk dili ve edebiyatı
241 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Suskunlar
10/10
·269 syf.··
2023 9. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2023 23:12
Merhabalar! Adını galata Mevlevihane’sinin arkasında bulunan mezardan alan “Suskunlar” III. Ahmet saltanatına takip eden senelerin birinde Konstantiniye’de meydana gelen olaylar ışığında Şeytan’ın Allah ve insan ile olan ezeli ve ebedi mücadelesini anlatır. Suskunlar, Yenikapı Mevlevihanesinde sema eden bir dervişin hayaletinin görülmesi ile başlar. Çeşitli öykülerle devam eder. Mehter takımında kös tokmaklayan Kalın Musa, çalgılı bir meyhane işleten kardeşi Muhayyer Hüseyin, kalın Musa’nın kemençe üstadı oğlu Veysel, Veyselin ikiz oğulları Eflatun ve Davut güzelliği ile akılları baştan alan Neva, Allahı simgeleyen muhteşem Neyzen dede, İsayı simgeleyen oğlu Zahir, insanoğlunun şeytanlığını simgeleyen Tağut, Yedi kule kahini ve diğerleri.. Roman Yegâh, Dügâh ve Segâh olarak üç bölümden oluşur. Her bölümde ayrı ayrı kişilerinin öyküleri karşımıza çıkar. Yegâh’da Asım ve Asım’ın körkütük aşık olmasıyla bir eser ortaya çıkarması anlatılır. Dügâh Eflatun’un duyduğu ses ve karşılığını Mevlevihanede alması. Segah’ta Yedi kule Kahinin Zahir’in ortaya çıkmasına haber vermesi Romanda üç unsur iç içedir. Din tasavvuf ve musiki. Hani derler ya! Güyâ ki Âdem’in burnuna hayat nefesi üflendi ve güyâ ki bizler hâlâ o nefesi solumaktayız; hayatında öyle bir olay olur ki, buna inanasın gelir! Bir de bakarsın ki, bu masal gerçeğin ta kendisiymiş! Yine biz fânîlerin burnuna o Muhteşem Neyzen’in ‘hayat nefesi’ni üflediğini, ama bunun sadece ‘nefes’ değil, daha da ötesi, bir ‘nağme’ olduğunu söyleyenler de çıkmamış değildir.” Allah’ın, Âdem’in burnuna “hayat nefesi” üflediğine ve bu nefesin de bir nağmesi olduğuna dair inanış Mevlevî şeyhi İbrahim Dede’nin Dâvut’a yazdığı mektupla da pekiştirilir. Suskunlar’da dinî kitaplardan çıkagelmiş gibi görünen bir karakter daha dikkat
1000Kitap
Suskunlarİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202611,8bin okunma
Reklam
Puan vermedi·1808 syf.··
2022 29. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2022 22:05
1789 yılında Paris’te bir ayaklanma oluyor, bu ayaklanma büyüyor, taşıyor ve ulusların Batı’dan Doğu’ya hareketi şeklini alıyor. Bu hareket birkaç kez Dou’ya yöneliyor. Doğu’dan Batı’ya doğru bir karşı hareketle çarpışıyor, 1812 ılında son haddine, Moskova’ya ulaşıyor ve fevkalade bir dönüşle Doğu’dan Batı’ya bir hareket başlıyor. XIV. Louise çok gururlu, kendine güvenen bir adamdı, şöyle metresleri, böyle bakanları vardı; Fransa’yı kötü idare ediyordu. Louise’nin mirasçıları da zayıf insanlardı, onlar da Fransa’yı kötü idare ettiler. Onlarında şöyle gözdeleri, böyle metresleri vardı. Sonra bu sırada birileri çeşitli kitaplar yazdı. XVIII. Yüzyıl sonunda Paris’te iki düzine kadar insan toplandı, bunlar bütün insanların eşit ve özgür olduğunu söylemeye başladılar. Bu yüzden bütün Fransa’da insanlar birbirini doğramaya, boğazlamaya başladı. Bu adamlar kralı ve daha birçok kimseyi öldürdü. Bu sıralarda Fransa’da bir dahi vardı: Napoleon. O her yerde herkesi yendi, yani birçok insanı öldürdü; çünkü büyük bir deha sahibiydi. Neden bilinmez, Afrikalıları öldürmeye gitti; onları o kadar iyi öldürdü ki, o kurnaz ve zekiydi ki, Fransa’ya dönünce herkesin kendisine boyun eğmesini emretti. Ve herkes ona boyun eğdi. İmparator olunca halkı öldürmek için İtalya’ya, Avusturya’ya, Prusya’ya gitti. Onlarda birçok insan öldürdü. Rusya’da ise İmparator Aleksandr vardı ki, Avrupa’da düzeni yeniden kurmak istiyordu, onun için Napoleon’la savaştı. Fakat 1807’de birdenbire onunla dost oldu, 1811’de yine bozuştular, yine birçok insanı öldürmeye başladılar. Napoleon 600 bin kişiyle Rusya üzerine yürüdü ve Moskova’yı işgal etti; sonra ansızın Moskova’dan kaçtı, o zaman İmparator Aleksandr, Stein ve başkalarının öğütlerinden yararlanarak Avrupa’nın huzurunu bozan adama karşı silaha
Edebiyat
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202125,9bin okunma
ölümle anlaşmak
Puan vermedi·245 syf.··
2022 20. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mart 2022 14:05
Çok değil, bundan otuz yıl önce, Anadolu’nun orta yerindeki kasabada, kestiği raconla nam salmış bir kabadının hikayesi ile başlar kitap. Bir gün karşısına beklemediği anda ölüm çıkar ve “ vaden doldu seni almaya geldim. Hazır mısın?” der. Kabadıyı ölüm ile anlaşmaya karar verir. Hatta oyun oynamaya. Oyunu eğer kazanırsa hayatını kurtaracaktır ama kaybederse ölüm alacaktır canını. Kabadayıya zaman verir o zaman zarfında kara kaplı defterini açar ve sırası geleni öldürmeye gider. Sırada “Cezzar Dede” adında bir ihtiyar vardır. Kaldığı yere gider. O sırada torunlarına hikayeler anlatan dede ölümün geldiğini anladığında Ölümle beraber yola çıkar. Oyunun dördüncü kişisini bulmuştur ölüm. Oynanılacak yere giderler. Oyunu ölüm ve Cezzar dede kazanır. Akabinde kabadayı ve arkadaşı ölür. Ölüm de eğer yaşamak istiyorsan seninle de bir oyun oynayalım der. Kabul eder Cezzar Dede. Oyunun adı bellidir “hikaye anlatmak” Hikayelerin içeriğine girmeyeceğim. Konu olarak korku ile başlarlar dini, aşk, cennet gibi konular hakkında karşılıklı hikayeler anlatırlar. Kitabın sonu benim için çok güzel bitti. Aslında dini vecibeler altında yapılan hataları, yanlışları bize teker teker gösterdi kitap. “Ölüm, bu gözyaşını gördü. Ardından çocuğun yüzünü, o yüzdeki harfleri, masalları ve cenneti farketti. Evet, çocukluk cennetin tâ kendisiydi ve cennette seyredilmeye değerdi. Ölüm, seyrettikçe yüzünün yumuşadığını ve göklere yükselir gibi gerçek şekline erişmeye çalıştığını farketti. Bu sırada bir şey çatırdadı. Mühür kırılmış, Ölüm gülümsüyordu.”
1000Kitap
Efrâsiyâb'ın Hikâyeleriİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınevi · 20246,9bin okunma
Puan vermedi·263 syf.··
2022 3. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2022 21:05
Her şey kendi doğrusunu bulur. İçimde yineleyip duruyor: Bulur her şey kendi doğrusunu. Kendi doğrusunu bulur her şey. Öf, öf ne menem bir doğrudur bu, bunca karmaşık, çok zikzaklı, enine, boyuna, derinliğine sayısız ucu olan? Bir kimse neden oltasını, içinde tek balık olmadığını bildiği göle sarkıtır? Uzun süredir kendimi nasıl anlatabilirim diye düşünüyordum. Meğerse Adalet Ağaoğlu beni anlatmış bu cümleleriyle. Kafamda tekrarlanıyordu. “ her şey kendi doğrusunu bulur.” Gerçekten zamanla her şey kendi doğrusunu buluyor. Doğru kişileri, doğru yerleri ve doğru zamanları… Bir gün bütün bunların nedeni anlaşılacak. Bütün acıların, olmazlıkların üstünü örten giz perdesi kalkacak. Ama şimdi yaşamak gerek… Zaman geçecek bizler sonsuzluğa karışacağız. Gerçekten her kitabın bir zamanı var. Onunla tanışmak için, onu içine almak için. “Yazsonu” benim için öyle bir zamanda geldi. Sorguladığım, neden, neden dediğim bir dönem. Ama durulmak lazım, zamanın geçmesi lazım. Her şey ışığına kavuşur ne de olsa. Kitaba gelirsek Nevin kitabımızın baş kahramanı, biraz uzaklaşmak, yalnız kalmak aslında her şeyi anlamak amacıyla Side yakınlarında bir kasabaya gider. Bütün arkadaşlarını bir araya toplamaktır derdi. Kitap bir iç debelenmeyi anlatırken birden olaya dalar. Aslında oğlu Güney’i kaybetmiştir. O hayatının kırılma noktası, her şeyi idrak ettiği bir çizgidir. Sonrası gelir zaten. “Balıksız bir gölün başında nice otursam, tek balık avlayamayacağımı bilmeliydim. Böyle diyorum ama, o gölün dibinde, neden sonra kıpırtılar sezmiştim ben. Dirimin sesini. Göl olsun da, hayat bulunmasın olur mu? Adalet Ağaoğlu’nun genelinde bütün kadın karakterlerinde her şeyin kötü gitse de bir yerlerde yeşeren bir umudun olduğunu biz okuyucuya aktarması ha ri ka !
1000Kitap
YazsonuAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 2014345 okunma
Puan vermedi·592 syf.··
2021 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2021 23:18
Stendhal, kırmızı ve siyahı yazarken gerçek bir olaydan esinlenir. Bu olay Berthet olayıdır. Berthet Granable yakınlarında bir demircinin oğludur. Mösyö Michoud’un evine, çocuklarını eğitmek üzerine yerleştirilir. Berthet ve Madqm Michoud arasında bir ilişki doğar. Bunun farkına varan eş Berthet’in işine son verir. Berthet kendine dini bir okulda iş bulur. Olay bu dizgesde ilerler ve olayın sonunda Madam Michoud’a kilisede iki el ateş eder fakat Madam ölmez. Berthet yargılanır. Giyotinle idam edilir. Bu gerçek olay Kırmızı ve Siyah’daki olaya şaşırtacak derecede benzer. Kırmızı ve Siyah’ta Julien Sorel, toplum içerisindeki yükselişi ve düşüşü roman boyunca okuyucuya anlatılır. Kırmızı ve Siyah, Restorasyon dönemi Fransız toplumunun güzel, canlı, gerçekçi tablosudur. Romanın başlığı oldukça dikkat çekicidir. Kırmızı, askerliği, devrimi ve imparatorluğu simgelerken siyah ise Restorasyon dönemi kilisesini simgeler. “Gerçeği sevdim ben. Evet ama gerçek nerede? Kitap aslında Julien Sorel’in köydeki geçirdiği zaman ve Paris yılları olarak ikiye ayrılır. Konu ise babasının Julien’i başından atmak için iş bulduğu Mösyö Renal’ın konağında çocuklara Latince öğretmek için işe girmesiyle başlar. Madam Renal ve Julien’in gönül ilişkisi ve eşinin her şeyi anlaması ile Julien’ın işine son verilmesi ile biter. Din okulundaki papazın desteği ile Paris’te iş bulur. Markiz La Mole’nin kızı Mathilda ile yaşadığı ilişki, ilişkinin açığa çıkması ile olaylar zinciri devam eder. En sonunda kilisede Madam Renal’a ateş ederek süpriz bir sonla kitap biter.
Edebiyat
Kırmızı ve SiyahStendhal · İletişim Yayınları · 201812,6bin okunma
Reklam