Bu defa inceleme yapmaktan ziyade biraz duygularımı ifade etmek istiyorum. Kitabı ilk gördüğümde kapağından ve özellikle de adından oldukça etkilenmiştim. Büyük bir hevesle alıp heyecanla okumaya başladım. Kitap, yazarın kronik depresyonuyla mücadele etmek için aldığı terapi seanslarını kayıt altına alıp kitap haline getirdiği bir eser. Danışan ve psikiyatrist dialoglarından oluşan kitap, psikolojiye duyduğum yoğun ilgiden dolayı oldukça ilgimi çekmişti. Okuyup biraz ilerledikten sonra çok yavan ve düz, okumasam da olurmuş dediğim bir kitap oldu. Kitap, farkındalık kazandırmaktan ziyade bir insanın yaşantısına tanıklık ettiriyor. Yazar da zaten kitabın arka kapağında; bunun bir rehber olmadığını, derin yaraları olan insanlara yalnız olmadıklarını, bak senin gibi hisseden insanların da var olduğunu göstermek için kaleme aldığını belirtmektedir. Kitabı okurken yazarı merak edip araştırdım. Ne yazık ki yazarın geçtiğimiz aylarda (Ekim 2025) 35 yaşında zatürreden vefat etmiş olduğunu öğrendim. Bu durum beni çok hüzünlendirdi açıkçası. Bu bilgiden sonra kitabı farklı bir bakış açısıyla okumaya başladım. Ben aslında şuan da ölmüş bir insanın hayatta kalabilme mücadelesine tanıklık ediyorum. Yazarına derin bir saygı duyarak okumaya başladım. İkinci kitabı olan bu kitabında kendisiyle ilgili yazdığı şu cümle beni çok sarstı; “Partnerim gelecekteki aydınlık hayatımla ilgili hikayeler fısıldamaya başladı bana.” Burada gelecekteki dedikten sonra - belki de hiç gelmeyecek olan- diye bir parantez açmış. Şunu düşünüyorum… ağzımızdan çıkan sözlere dikkat edelim hayatımıza dönüşür diyoruz ya hani yazar da bu cümleyi kurduğunda muhtemelen o da gelmeyecek dediği hayatın aslında ne kadar çok yaşamak istediği bir hayat olduğu bilincindeydi. Bu cümleyi kurduktan 6 yıl sonra vefat etmesini