Ünsüz Düşünür

Bir tür olarak genetik yapımızın büyük oranda şekillendiği Afrika savanasından uzaklaşalı yaklaşık bin asır geçti. Bu süre, evrimsel ölçekte çok kısa bir zaman dilimidir. Kuzeyin soğuk, ışıksız ve verimsiz ortamında deri rengini yitirip görece kısa üyeler geliştirerek uyum sağlayan atalarımız, iri beyinleri ve gelişmiş zekâları sayesinde buz çağları gibi sayısız çevresel güçlüğü atlatmışlar, esnek genetik yapıları, araç geliştirme yetileri, evcilleştirdikleri hayvanlar ve kültürleştirdikleri bitkiler sayesinde dengesiz bir nüfus artışı şansı elde etmişlerdir. Doğada bir türün doğal düşmanları sayesinde sağlanan nüfus dengesi insan için kurulamamış, tüm doğal tehlikeleri “uygarlık” dediğimiz benzersiz organizasyonlarla bütünüyle aşan türümüz dünyanın başına bela olacak bir kalabalığa ulaşmıştır. Paylaştığı dünyanın kaynaklarını tüketene kadar kullanma şansını yakalayan insan, gerçekte kendi kendisine karşı bir tehdide dönüşmüştür. Bu nedenlerle rahatlıkla insanın kendinden başka “doğal” düşmanı yoktur denebilir. Bir diğer deyişle evrim, kendi kendini tüketen bir canavar yaratmıştır.
Sayfa 460·Kitabı okudu
Bilim
Reklam
Bilim dilindeki “teori” nedir? Bunun için dünyanın en saygın bilim kurumlarından birisi olan Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’ne veya dünyanın en saygın felsefe oluşumu olan Stanford Felsefe Ansiklopedisi’ne bakmak, spekülasyonları bilim diline sokma sahtekârlığını ve gerçeği en iyi açığa çıkaracak yollardan biri olacaktır. Teori, bilim felsefesinde ve bilimde şu anlama gelir: Doğal dünyanın bir kısmını açıklamaya yönelik bilimsel yöntemler kullanılarak elde edilen veriler bütününden oluşan ve gözlemler ile deneyler aracılığıyla tekrar tekrar test edilerek doğrulanmış (veya tüm çabalara rağmen yanlışlanamamış), sağlam temellere oturtulmuş bir açıklamadır. Teorinin bilimdeki resmi tanımı budur. Aslında Türk Dil Kurumu bile, her ne kadar 3. sıradan verse de, kuram (teori) tanımını son derece isabetli bir şekilde yapabilmektedir: “Sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünü...”
Sayfa 436·Kitabı okudu
Bilim
Burada bilinmesi gereken bir başka nokta, sosyal böceklerdeki toplum yapısının, insanlardakine benzer olmasıdır. Örneğin karıncaların sosyal düzeninde son derece katı kurallar bulunur ve herkesin rolü son derece net bir şekilde belirlenmiştir. İşçiler üreme yeteneklerine sahip değildir ve bu, koloni adına büyük bir fedakârlıktır. Kraliçe, kimyasal mekanizmalar aracılığıyla bu “fedakârlığı” kontrol altında tutar ve sürdürür. Buna rağmen, bazen kraliçenin etkisinin çeşitli sebeplerle azalabildiği bilinmektedir ve bu gibi zamanlarda bazı işçiler “devlete” karşı gelip kendi yumurtalarını bırakabilmektedirler. Ama kraliçenin “kolluk kuvvetleri” olarak bilinen, ona tamamen sadık olan başka bir işçi grup bu yumurtaları tespit edip derhal yok ederler (genellikle bu yumurtaları yemek suretiyle). Kraliçe kendi yumurtalarına kimyasal bir koku salgıladığı için işçilerin bıraktığı yumurtaların fark edilmesi kaçınılmaz olacaktır ve yok edileceklerdir. Tabii ki kraliçe, koloni üzerindeki denetimini tamamen yitirmediyse... Bu durumda kraliçe devrilir ve sürü, kendi içinden yeni bir kraliçe seçer.
Sayfa 331·Kitabı okudu
Bilim
Eğer bir şeyin var olduğunu iddia ediyorsanız, bu iddianızı ikna edici bir şekilde, bilimsel metodolojiyi kullanarak, mantıklı çıkarımlar ve bulgular silsilesi aracılığıyla ispatlamak size düşer. Eğer iddianız herhangi bir kanıta dayanmıyorsa, iddianızı reddedenlerin de kendi görüşlerini savunmak için fazladan bir kanıta ihtiyacı yoktur. Yani yoldan birini çevirip de “Ejderhaların var olmadığını ispatlayabilir misin? Hayır! O zaman ejderhalar vardır!” diyemezsiniz. Ejderhaların var olduğunu iddia eden sizseniz, bunu ispatlamak da size düşer. İspatsız bir şekilde ileri sürdüğünüz iddianızı çürütmek için karşıtlarınızın kanıtlar aramasına gerek yoktur. Kimi zaman bu ilke, Christopher Hitchens’ın da ömrü boyunca sıklıkla sözünü ettiği gibi “İspatsız bir şekilde ileri sürülen bir iddiayı çürütmek için kanıta ihtiyaç yoktur” şeklinde ifade edilir.
Sayfa 252·Kitabı okudu
Bilim
Mutfaklarımıza ve günlük diyetimize bakacak olursak bu alanın bile bitki fakiri olduğunu görebiliriz. Günümüzde bilinen yaklaşık 350 bin bitki türü olmasına ve bunlardan yaklaşık 80 bininin yenilebilir yapıda olduğunu bilinmesine karşın, dünyada bunların sadece 150 kadarı aktif olarak tarımda kullanılır. Daha da ilginç (ve belki de üzücü) olan ise, bu bitki türlerinin yalnızca 30 tanesi, insanın tükettiği kalorilerin %95’ini oluşturur.
Sayfa 200·Kitabı okudu
Bilim
Reklam