Bir tür olarak genetik yapımızın büyük oranda şekillendiği Afrika savanasından uzaklaşalı yaklaşık bin asır geçti. Bu süre, evrimsel ölçekte çok kısa bir zaman dilimidir. Kuzeyin soğuk, ışıksız ve verimsiz ortamında deri rengini yitirip görece kısa üyeler geliştirerek uyum sağlayan atalarımız, iri beyinleri ve gelişmiş zekâları sayesinde buz çağları gibi sayısız çevresel güçlüğü atlatmışlar, esnek genetik yapıları, araç geliştirme yetileri, evcilleştirdikleri hayvanlar ve kültürleştirdikleri bitkiler sayesinde dengesiz bir nüfus artışı şansı elde etmişlerdir. Doğada bir türün doğal düşmanları sayesinde sağlanan nüfus dengesi insan için kurulamamış, tüm doğal tehlikeleri “uygarlık” dediğimiz benzersiz organizasyonlarla bütünüyle aşan türümüz dünyanın başına bela olacak bir kalabalığa ulaşmıştır. Paylaştığı dünyanın kaynaklarını tüketene kadar kullanma şansını yakalayan insan, gerçekte kendi kendisine karşı bir tehdide dönüşmüştür. Bu nedenlerle rahatlıkla insanın kendinden başka “doğal” düşmanı yoktur denebilir. Bir diğer deyişle evrim, kendi kendini tüketen bir canavar yaratmıştır.