Bilinmeyen korkutur, korkulan şeyin ne olduğunu bilememek dehşet verir. Bu nedenle insan, bilinen bir tehlikeden korkmayı, ne olduğunu bilmediği bir şeyden korkmaya yeğler ve ne yapar yapar, korktuğu şeyin adını koyar, bilirsiniz.
O anda insanların neden geceleri çöle girmekten ürktüklerini anlar gibi oldu, çölün karanlığına giren kimse için geri dönüşün olmadığını fark ettiğinde. İnsanın, geçmişinden ve geleceğinden koptuğu, tek bir yanlışının bile sonunu getirebilecek tehlikelerle dolu bu muhteşem evrende yaşadığı her an bir sonraki adımının rehberi olacaktı. Yüreğinin sesiyle evrenin sesinin tek bir sese dönüştüğünü hisseder gibi oldu, ama adını koyamadı.
Sessizliğin gürültüsünün duyulduğu, toprağın üzerinde ve altındaki her şeyin aslında sürekli değiştiği, sınırları olmayan bir büyüteçle insana kendisini olduğu haliyle, çırılçıplak gösteriveren çöl.
Askerleri bir süre sonra başka yere giden ve bir daha geri gelmeyen bu imparatorluk o kadar çok sayıda ülkeyi egemenliği altına almış ki, bu sarı çoraklı çöl beldesinin kendilerine ait olduğunu bir süre sonra unutmuşlar. Ta ki bir başka imparatorluk çöl toprağının altındaki zengin yatakları ele geçirmek için ortaya çıkana dek. Ama ülke bu el değiştirmeden ve onu izleyen bağımsızlığından çok gerilerde bir zamanda şu an. Hangi yılda olduklarını kendilerinin de bilmedikleri ya da bunu düşünmedikleri zamanlarda. Gün doğar batar, insanlar doğar ölür, zaman buydu onlar için. Günde beş vaktin dışında, zaman ölçerler oralara ulaşamamışlardı henüz.