NEOLİBERALİZM BİREYİN tüm kolektif bağlardan azat olmasını, en azından teorik olarak özerkliğini ve piyasaya intisabını icap ettirir. Arzunun varlığını ele geçirmek ister. Bireyin kendi yaptıklarını sevmesini ister; kendini aşmaya, kendini “gerçekleştirme”ye çağırmasını ister. Bu success story’nin (başarı öyküsü) tersi ise, kendi başarısızlığının sorumlusu kendisi olan loser’dır (tutunamayan). Birey, kendi kaderinin özgür faili olarak tasarlanır; ücretli insan ise, statüsünün mütemmim cüzü bağımlılık ilişkisine rağmen, kendisinin müteşebbisi olarak tasarlanır: Uberleşme diye adlandırılan olgu, sadece iş ilişkisinin değil toplumsal ilişkilerin bütününü yönetilen model haline gelmek üzeredir.
Bu Uberleşmenin işlemesi için, özerklik yanılsamasını geliştirmek gerekir; o bireyin kıymetini bildirmek, onu toplumsal ilişkinin merkezi haline getirmek, yani kendisi hakkında beslediği imgeyi hesaba katmak gerekir. Ama ona seçme izni verilmesi, hatta buna teşvik edilmesi, ancak “hakiki” tahakkümle ilişkisini sorgulamayan bir kalıpta kalmak kaydıyla olur: (Toplumsal) cinsiyetini seçebilmekte ve fantazmalarını gerçekleştirebilmektedir, ona saygı gösterilmelidir, kimliği tüm teveccühlerin konusu haline gelir; üstelik kendini hayata geçirdiği mekân, tam da sosyalleşmeden uzaklaştığı mekândır – ki bu da neoliberalizme boş alan bırakır. Böylelikle onun bu muhayyel özgürleşmesi, yabancılaşmasının türevi ürünleri tüketmesine neden olur.
Zihniyet kavramı bize koşullarla eylem arasındaki ilişkiye, bağlantıya yönelmek için iyi bir rehberdir. Hani Almanların Zeitgeist dediği şeyi anlamak için örneğin. Bir kadının iki binlerde kamusal ortamda sigara içmesi, onun duruşu, kimliği, ideolojik koordinatları, zihniyeti hakkında bize çok fazla bir şey söylemez. Oysa on dokuzuncu yüzyılda kamusal ortamda sigara içen bir kadın dikkat çekicidir. O kadının radikal, toplumsal normlara çok fazla uyum göstermeyen, bağımsız biri olduğu ileri sürülebilir. Aradaki yüz yıllık fark aynı eylemi farklı bir anlama taşıyabilir. Eylem ile zihniyet arasındaki ilişki çok derin ve zengindir. Zihniyet dünyası dediğimiz şey biraz karmaşık bir dünyadır. Ama o karmaşaya yönelmeden de zihniyet hermeneutiği yapılamaz.
Zihniyetler bir grubun içselleştirilmiş olan kültürüne atıf yapmadan anlaşılamaz. Sadece yaşama ilişkin alışkanlıkları paylaşmakla kalmayız, düşünme ve mantık yürütme alışkanlıklarını da paylaşırız.
Toplumların da bilinç dışı vardır. Jung. Egosu, hafızası vardır. Bizim kendi seçimimiz olarak kabul ettiğimiz birçok şey, yaptığımız ya da yapmadığımız şey, birtakım paradigmalar, politik tercihlerle etkileşim içinde ortaya çıkan tercihlerdir.