Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·92 syf.·
2024 40. kitabı
Wilhelm Schmid
7.7/10 · 6,3bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Boş vakit yok olmuştur: Çalışmayla özel hayat arasında sınır yoktur artık; zira çalışma artık topluca yapılan bir şey değildir. Kısa süre önce COVID-19’un dayattığı uzaktan çalışma ve evlere kapanma, ağır bir eğilimi sistemleştirip sıradanlaştırmıştır. Bu anlamda, pandemi derinlemesine moderndir. Neoliberalizm ulus-devleti zayıflatır; zira devletin, aktörlerini ve mantıklarını artık kavrayamadığı ekonomik sahaya müdahale araçları yoktur (çoğu zaman böyle bir isteği de yoktur); küreselleşmenin kuvvetleri üzerinde denetimi yoktur. Yerel bir unsur (kabîle, tarikat, ‘akran’ ağları, aktivist gruplar, yurt parçası) devlet safhasından ya da dolayımından geçmeden küreselle bağlantı kurabilir: Küreyereelleşmedir (glocalisation) bu. Neoliberalizm toplumsal bağla ilgilenmez. Antropolojik yaklaşımı, David Harvey’in alıntıladığı Margaret Thatcher tarafından iyi özetlenmiştir: ‘Toplum diye bir şey yoktur; sadece erkek ya da kadın bireyler, ayrıca onların aileleri vardır. Bütün toplumsal dayanışma biçimleri bireycilik, özel mülkiyet, kişisel sorumluluk ve aile değerleri lehine silinmelidir.’
Sayfa 33·Kitabı okudu
Neoliberalizm artık üretime dayalı olmayıp daha önce ille de meta telakki edilmeyen her şeyin sistemli bir biçimde metalaştırılması ve paraya tahvili üzerine kurulu bir serbest piyasanın mutlak umumileştirilmesidir. Marx dünyanın kapitalizm tarafından metalaştırılmasını pekâlâ öngörmüş, ama buna sınırlar koymuştu: Bir nesneyi ya da bir hizmeti “meta”ya dönüştürmek için yine de bir kullanım değeri ve bir emek ayarı gerekirdi. Bugün, piyasa bu sınırlardan habersizdir: Artık sadece bir değişim değeri vardır. Metalaştırma alanının özel yaşama yayılmasının bir örneği, televizyonlardaki reality-show’lardır (Fransa’da Loft Story bu türün öncüsü olmuştur ve daha sonra bilhassa sosyal ağlarda ortaya çıkan kendini teşhir etme biçimlerine örnek oluşturacaktır): Bir kişinin özel yaşamının neredeyse tamamı aracısız ve ayıklanmaz biçimde görünür olmalıdır.
Sayfa 31·Kitabı okudu
1960’lardaki yeni kültürün özgünlüğü nasıl özetlenebilir? Arzulayan bireye odaklanmıştır o. Öncelikle derinlemesine bireyicidir; peşin kısıtlama ve belirlenmelerden (topluları da dahil olmak üzere) azat olarak kendini gerçekleştirmeyi hedefler. Bir bakıma, bireyi ve birey haklarını toplumsal bağın çıkış noktası haline getiren Aydınlanma ideolojisinin açtığı çizgide konumlanır; o toplumsal bağ da her tür aşkınlık nazarında özerk, özgür olan özneler arasındaki toplum sözleşmesiyle kurulmaktadır. Aklın özerkliğinden yola çıkarak yeni bir değerler sisteminin inşasını ortaya koyan Kant’la bir bağlantı var elbette burada. Fakat Kant, bilme imkânını bireyin kendi “reşit olmayışı”ndan çıkmasını sağlayan kuvvet haline getirirken (sapere aude, bilme cüretini göster!) kopuş halinde değildir: Aksine Aydınlanma’nın doruğundadır; ona pragmatik (“ilkeye göre davran!”) ve metafizik (aşkınlığı bilmenin imkânsızlığı, aklı tek başına, değerlerin temeli haline getirir) bir akıllaş- tırma yolu sunmaktadır. 1960’lar neslinin, Aydınlanma’ya nazaran büyük yeniliği buradadır: Özerkliğin ve özgürlüğün temeli olarak aklın yerini arzu alır — ki bu da bambaşka bir özgürleşme tasarısını getirir peşi sıra. Zevk kendi başına meşrudur. *L'Europe est-elle chrétienne?* (Avrupa Hristiyan mı?, Seuil, 2019) adlı kitabımda gösterdiğim gibi, sekülerleşmiş bile olsa Hristiyan kültürüyle değerlerin bir kopuşu vardır burada. Foucault’nun yaptığı gibi, Hristiyanlığın yalnız fizyolojik ihtiyacın ötesinde “cinsellik” nesnesinin inşasına büyük ölçüde katkıda bulunmuş olduğu ileri sürülebilir elbette; fakat esas olan, psikanalizin çok katkıda bulunduğu, değerlerin altüst oluşudur: Cinsellik artık günah değildir, benliği üstlenmenin yoludur. Dönemin “slogan”larına bir göz atmak yeterli: “hiçbir kösteğe takılmadan
Sayfa 22·Kitabı okudu
“1960’lar değer anlayışında büyük bir dönemeç teşkil eder. Öncelikle muhtelif biçimlere bürünen gençliğin dünya çapında başkaldırısıdır bu (Çin Kültür Devrimi’nin hiçbir hazcı tarafı yoktur); fakat bu başkaldırı geçmişin gayrimeşrulaştırılmasıyla başlar. Gençliğin özgül bir siyasi kategori oluşturması tarihte yenidir: Daha önceki devrimci hareketlerde (faşizm ve komünizm) gençlik öncü olmuştu, ama kendinden önceki nesillerden kopup kendi değerlerini üreten özerk bir kategori değildi. Üçüncü Dünya’da (Asya ve Latin Amerika) 1960’lı yıllardaki başkaldırı, kültürel biçimlerden ziyade siyasi biçimler almıştır. Buna karşılık Batı’da, hiçbir yere varmayan ve terörizme (Doğrudan Eylem, Kızıl Tugaylar, Baader Çetesi) gömülerek tel tel dağılan devrimci büyülenmenin ardından, egemen kültüre (ve onun taşıdığı değerlere) köklü bir karşı çıkış zafer kazanmıştır sonunda. Kavganın merkezinde cinsellik sorunu yer almıştır — mesela Fransa’da, Mayıs 68’in üniversiteli erkeklerin kız yurtlarına girebilme talepleri üzerine başladığını unutmayalım. ABD’de ise hippi hareketi Vietnam Savaşı’na muhalefet de dahil olmak üzere ortalığa hâkim olmuştur (Make Love Not War/Savaşma Seviş, Peace and Love/Barış ve Sevgi, vb.); siyasi bağlanma kültürel taleplere değil, kültürel talepler siyasi bağlanmaya ilham kaynağı olmuştur.”
Sayfa 21·Kitabı okudu