Temel özelliklerle duyulur nitelikler arasında zorunlu bağlantılar bulunmamakla birlikte, çoğu durumda olgusal bir bağıntı vardır, bu bağıntının genelleştirilmesi de, mantık açısından temellendirilmiş olmasa bile, uzun süre, hem kuramsal, hem pratik açıdan verimli bir işlem olabilir. Tüm zehirli özsular acı ve yakıcı değildir, tersi de doğru değildir bunun; bununla birlikte, doğanın yapısı sonucu, estetik duyguya doyurucu gelen bir denklik, aynı zamanda nesnel bir gerçekliğini de dile getiriyormuş gibi davranmak, hem düşünce, hem de eylem açısından daha verilimlidir. Burada bunun nedenini araştırmak bizim görevimiz olmasa bile, biçim, renk, koku gibi belirgin bir özellikle donanmış türlerin gözlemciye “sıra hakkı” diye adlandırabileceğimiz bir şeyi: bu görünür özelliklerin aynı biçimde benzersiz, ama gizli niteliklerin göstergesi olduğunu varsayma hakkını verdikleri düşünülebilir. İkisi arasındaki bağıntının da duyulur olduğunu (diş biçiminde bir tohumun insanı yılan sokmalarından koruduğunu, sarı bir özsuyun safra kesesi hastalıklarına bire bir olduğunu, vb.) benimsemek, geçici olarak, her türlü bağlantıya sırt çevirmekten daha iyidir; çünkü sınıflandırma, karışık ve nedensiz bile olsa, dökümün zenginlik ve çeşitliliğini korur; her şeyi göz önüne almak gerektiğine karar vermekle bir “bellek” oluşturulmasını kolaylaştırır.
Şurası gerçek ki, bu tür yöntemler insanın doğaya bir başka yandan el atabilmesi için zorunlu olan kimi sonuçlara götürebilirdi. Söylenenler ve töremler, sık sık ileri sürüldüğü üzere, gerçeğe sırtını çevirmiş bir “uydurma işlevi”nin ürünü olmak şöyle dursun, belirli bir türden buluşlara, yani duyulur dünyanın duyulur niteliklere göre düzenlenişinden ve kurgul açısından kullanılmasından başlamak üzere, doğanın olanak verdiklerine tam olarak uygun