"Eğer bile bile gücünüzün yettiğinden daha azı olmayı planlıyorsanız sizi uyarıyorum:
Hayatınızın geri kalan kısmında mutsuz olacaksınız. Kendi yeteneklerinizden ve imkanlarınızdan kaçıyor olacaksınız..." Abraham Maslow
Bu noktada insanın kendini olayların akıntısına maruz bırakması ve bir şeyleri değiştirmeye çalışmaması yani bir yaratıcı faaliyette bulunmaması durumunda stresin çok daha yıkıcı etkileri olduğunu biliyoruz. Bunun yakın zamanda yayınlanan ilginç bir sonucu da var: Kendi hayatları üzerinde söz söyleme hakkı daha az olan insanlar, daha erken yaşta ani kalp krizlerinden ölme riski taşıyorlar.
Ömrü boyunca başkaları tarafından belirlenmiş mesailer ve görevlerle günlerini tüketen biri, o yönlendirici dış mekanizmalardan mahrum kaldığında -yani emekli olduğunda- kendini artık amaçsız bir şekilde ortada kalmış gibi hissediyor.
Dolayısıyla genellikle onu yaşama bağlayan her şeyi bir anda bırakıyor ve bu hedefsizik hali çoğu zaman bedene yansıyarak çeşitli
rahatsızlıklarla kendini açığa vuruyor.
Araştırmalar, küçük yalanlar söylerken bile beynimizin stres merkezlerinden birisi olan amigdalanın oldukça yoğun bir faaliyet gösterdigini fakat yalanlar tekrarlandıkça bu faaliyetin azaldigini gösteriyor.
Yani yalan tekrarlandıkça, yalanların boyutu büyüse bile zihnimizde oluşturduğu stres azalıyor. Böylece "dürüst olmamaya" alışıyoruz.