Akletmek yani aklını kullanmak, oturup bir sürü şeyi ezberleyip öğrenmek değildir. Akletmek, öğrendiğimiz deneyimleri anlamlı
bir hikâyeye bağlayabilme kapasitesine işaret eder. Bu tip büyük hikâyeler ise ağırlıklı olarak inançlarımızdan gelir ve aynı zamanda inançlarımızı oluşturur.
Gerçeklik dediğimiz, dünya dediğimiz, evren dediğimiz ve hatta "ben" dediğimiz her şey kendi zihinsel donanımımızın kabiliyetleri nispetinde algılayabildiğimiz ve zihnimizde yarattığımız bir kompleks değerlendirmeler dizisinden oluşur.
Hayatta olmak demek iniş çıkışlar yaşamak, dengesizlikler içinde denge bulmak demektir.
Her şeyi dengeli bir hayat bize göre değildir ve ölümle eş değerdir.
Zira rahatlık gerçekten de bize bir şekilde rahatsızlık verir. Bunun en temel nedeni, temel ayarlarımızın "rahat”a göre kurgulanmamış olmasıdır. Biz rahatsızlıklar, yokluklar ve imkânsızlıklar içinde imkân, rahat ve ürün yaratmak amacıyla seçilmiş olanlarız. Doğamız bizden "çözecek bir müşkül" bulmamızı istiyor. Böyle bir müşkül yoksa bile o müşkülü de kendi kendimize yaratmamızı dayatıyor.