İnsanların zamandan korkmalarının çok daha önemli nedenlerinden biri de boşluk ve korkutucu ''ıssızlık'' düşüncesini diriltmesidir. Gündelik hayatta bu durum sıkıntı korkusuyla görülür. Erich Fromm'un ifadesiyle insan, ''sıkılabilen tek hayvandır'' ve bu kısacık cümle büyük önem taşır. Sıkıntı, insan olmanın ''meslek hastalığıdır.''
Kişinin özfarkındalık yetisi ne kadar eksikse, endişe ve nedensiz öfke ve kırgınlığa da o denli hedef haline gelir ve öfke bizi gerçekliği hissetmemeye dair sezgisel becerilerimizi kullanmaktan bazen alıkoysa da endişe bunu her daim yapar.
Yepyeni bir dünyayı aydınlatan şimşeklerden farksız aforizmalarından birinde Nietzsche şöyle der: "Hata korkaklıktır!" Yani bir başka deyişle, gerçeği görmememizin nedeni, yeterince kitap okumuş olmamız ya da yeterli akademik eğitime sahip olmamamız değil de yeterince cesur olmamamızdır.
Bize beslenen sevginin (çocuklarımız yahut başkaları tarafından) boyutu taleplerimiz, fedakarlıklarımız ya da ihtiyaçlarımızla değil, kendi sevme kapasitemizle orantılıdır.
Sevgiyi almak ve satmak için kullanırız. Bu durumun örneklerinden biri de coğu ebeveynin, onlara baktıkları için çocuklarının kendilerini sevmesini beklemeleridir. Elbette ebeveyn ısrarcı davrandığında çocuklar yalancıktan da olsa bazı sevgi eylemlerini yapmayı öğrenirler fakat bir şeyin karşılığı olarak talep edilen sevginin aslında sevgi olmadığı er ya da geç anlaşılır. Bu tür bir sevgi "sağlam bir temele oturmamıştır" ve çocukların erken yetişkinlik döneminde çatırdayarak yerle bir olur.