Kişi kendi deneyiminin derinliklerine daldıkça, tepki ve üretimleri de o denli özgünleşir. İşte doğruluğunu herkesin kendi deneyimleriyle bildiği bu paradoks şöyle ifade edilebilir: Kişi tarihsel geleneklerindeki deneyim ve biriktirilmiş bilgiyle yüzleşebildiği derinlik ölçüsünde kendini tanır ve kendisi olabilir.
Tanrıya sığınma sebebi dehşet ve yalnızlıktan kaçma ihtiyacı olduğunda ise din insana olgunluk yahut güç kazandırmaz; hatta uzun dönemde ona güvence dahi sağlamaz. Teolojik bir bakış açısıyla yazan Paul Tillich, açık bir şekilde yüzleşmedikçe umutsuzluk ve endişenin asla aşılamayacağını belirtir. Bu gerçek psikoloji bağlamında geçerlidir. Olgunluk ve yalnızlığın üstesinden gelebilmek ancak yalnızlığın cesurca kabullenmesiyle mümkündür.
Kendi kendine acıma, nefret ve kırgınlığın "korunmuş" halidir. Kişi böylelikle nefretini "besleyip" kendi kendine acıyarak, ne kadar zorlu bir hayat sürdüğünü yahut ne denli acı çektiğini düşünerek (ve bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmayarak) psikolojik dengesini sağlayabilir.