Çoğu insan endişelerini örtebilmek için sürekli olarak meşguldür; onların eylemciliği kendilerinden kaçmanın bir yoludur. Hareket etmedikleri takdirde bir şeyler ters gidecekmiş ya da meşguliyet kişinin ne kadar önemli olduğunun bir kanıtıymış gibi sürekli acele ederek yalancı ve geçici bir canlılık hissederler.
Bireyselliğin en büyük düşmanının konformizm olduğu dünyamızda ("kalıba" uymanın norm kabul edildiği ve "beğenilmenin" sözümona kurtuluşa kesilen bilet olarak görüldüğü toplumumuzda) öne çıkarılması gereken şey, herkesin bildiği ve belli bir yere kadar birbirimiz tarafından yaratıldığımızı ifade eden gerçeğin yanı sıra kendi kendimizi deneyimleme ve yaratma becerimizle de bu sürece katkıda bulunduğumuzdur.
Çekingen bir şekilde ilk kez "Hayır" demeye başladığında ebeveyni taradından sevilip yüreklendirilmek yerine onlardan dayak yiyen çocuk sonrasında "hayır" kelimesini gerçek anlamda bir bağımsızlık göstergesi değil de salt isyan etmek için kullanacaktır.