Yaşasın, akıntıya karşı yüzerek kıyıya varmak…
Yaşasın, sarp yokuşları tırmanarak düzlüğe kavuşmak…
Yaşasın, sevdiğim işi yaparken yüzümde derinleşen çizgiler…
Yaşasın, gül yetiştirirken elime batan dikenler…
Yaşasın, kimse bilmese de görmese de yürekten verilen emek…
Yaşasın, kavruk yüzlü çocukların avucundaki kelebek…
Yaşasın sert esen rüzgara karşı inatla koşmak…
Ve…
Yaşasın, yaşasın öğretmen olmak…
...
Kapımı çalarsan bir gün
eşikteki ayakkabılara aldanıp
evimin içini kalabalık sanma
atmaya kıyamayan annem
bütün ayakkabılarımı
dizmiş yalnızlığıma
Gecenin karanlığında
bir sinema salonu gibi uzanan şehirden
gitmek düşer payıma
çıkış kapısı diye bakıyorum nicedir
gökdelenlerin tepesinde yanan
kırmızı ışıklara