İnsan, hayatının tatsızlığından ve etrafında görüp bıktığı şeylerin o yorucu alelâdeliğinden bir müddet kurtulabilmek ümidiyle seyahate çıkar. Bu bakımdan seyahat “Harikulâdelikler avı” demektir.
O halde seyahate çıkmalı, öyle pek uzaklara da değil! Kaplanların oraya kadar uzanmak şart mı? Yataklı vagonda bir gecelik bir yol ve güzelim güneyde her milletten insanla dolu bir tatil kentinde üç dört hafta sürecek bir siesta…
Adî felsefe, adî tiyatro ve sinema ne derse desin, hakiki hayatın “mantık” dediğimiz şeyle hiç bir alışverişi yoktur. Hayat, makul bir insandan çok fütürist bir şâire veya kübist bir ressama daha çok benziyor. En akla gelmez şeylerden saadet ve felâketi, iyiliği ve fenalığı yapıyor.
“Kadın” tabiî unsurlarına icra edilince, sanıldığı kadar korkunç ve tehlikeli bir yaratık değildir. Erkek kadından değil, kendi yarattığı kadının elinden şu çektiği azabı çekiyor.