Bil hassa tahammül edemediğim bir şey, kadının erkek karşısında her zaman pasif kalmaya mecbur oluşu... Neden? Niçin daima biz kaçacağız ve siz kovalayacaksınız?.. Niçin sizin yalvarışlarınızda bile bir tahakküm, bizim reddedişlerimizde bile bir âcz bulunacak? Çocukluğumdan beri buna daima isyan ettim, bunu asla kabul edemedim.
Bakıyorum da, insanları kazanmak için en iyi çare onların sevdiklerini sever görünmek, doğru demek, kusurlarını övmek, her yaptıklarını alkışlamak. Yaranacak mısın, aşırı gitmekten hiç korkma. Yalan söylediğin istediği kadar belli olsun, suratından aksın, en zeki insanlar bile kanıveriyorlar dalkavukluğa.
Bir gün, suyunu eksiltmeden verdiğim,
Saksıda duran çiçeğimin renginin sarardığını gördüm.
Ben çiçekleri severdim oysa..
Sevilen bir şey, neden solmaya yüz tutar ki.?
Sonra dönüp toprağına eğildim..
Bir çiçeği büyüten sadece su değildi oysaki,
Su içmesiyle beraber
Toprağının temizlenmesi, havalanması,
Güneş görmesi gerekti.
Sonra anladım ki;
Ben sevmeyi değil, boş vermeyi becermiştim..
Oysa "SEVMEK" benimsemekti,
"SEVMEK" her halini görmek
"SEVMEK" ezberin çok ötesine geçmekti..
Peki, dıştan sararan çiçek görünür de bir gözle
İçten çürüyen insanı kim görür, hem hangi gözle.?
İnsan, toprağa gömülü kısmından yaşar
Çürürse çürür, sararsa sarar...
Payına düşer acı bir boş verilmek
Adı kalır ardında "SEVMEK"
"SEVMEK" kuruyana su olmak değil,
"SEVMEK" kurumaya engel, hayat olmaktır..