Sınırlar birbirine karıştığında bağışıklık hücreleri vücuda sanki yabancı bir maddeymişçesine saldırır; tıpkı içten gelen suçlama ve öfkelerle ruhsal benliğe saldırılması gibi.
Ortak özelliklerinden biri, yazarlar tarafından dengeleyici aşırı-bağımsızlık olarak tanımlanan sahte-bağımsızlıktı. Celia'nın her zorluğun üstesinden kendi başına gelebileceği yönündeki katı inancı, çocukta yok sayılan duygusal ihtiyaçları dengeleyen bir başa çıkma mekanizmasıydı. Onun durumundaki bir çocuk, kendisine ve tüm dünyaya karşı, kendi başına halledemiyeceği hiçbir ihtiyacı yokmuş gibi yaparak hayatta kalır.
"Çok da uzak olmayan bir geçmişti 'Biliyor musun Betty çocukken hep hayranlık duyardım sana, çünkü hiç korkmadan babamın karşısına dikilebiliyordun,' dedi.
Oysa bu doğru değildi. Babamdan ödüm kopardı, fakat yine de biraz direniş gösterirdim. Erkek kardeşime kalırsa ben bir özgürlük savaşçısıydım, çünkü o babama tek bir kelime bile etmezdi. Babam ona muhallebi çocuğu derdi çünkü tek yaptığı sürekli ders çalışmaktı."
Kanserin en çok 'çaresizliğe meyilli kişiliğe' sahip veya önceki altı ayda çözülememiş çaresiz bir hüsran duygusu yaşamış kadınlarda oluşma eğilimi gösterdiğini tespit etmişlerdir.