Yaratılanla haddinden fazla meşguliyet, insanı hakla ve hakikatle sahici ve derin bir ünsiyet kurmaktan alıkoyar. Kalbi maddi olanın boyunduruğuna girer, dünyalık onu esir eder.
Sufiler bu hastalıklı hale gaflet adını verir. Genel anlamıyla gaflet, kulun masiva ile meşgul olup Allah'ı büsbütün unutması ya da ikinci, üçüncü plana itmesidir.
Arada bir kendimize sormalıyız: Son üç ayımızın içine girmiş olsaydık, hayatımızı hâlâ aynı işlerle doldurarak yaşamayı sürdürür müydük? Aynı insanlarla görüşmeyi, aynı kitapları okumayı, aynı hobileri sürdürür müydük? Yapageldiğimiz işleri aynı biçimde mi yapardık?
Mesela son derece kısıtlı vakitlerimizi özellikle ne yapmak için ayırmayı tercih ederdik. İbadet hayatımızın ritmi Allah'la münasebetimizin kıvamı bir anda başkalaşır mıydı? Dünya turuna mı çıkardık yoksa umreye gider ve son nefesi bırakmayı orada mı beklerdik?
Ariflerin üç tavsiyesi olmuştur:
1) Kim ahiret için çalışırsa Allah onu dünya derdinden kurtarır.
2) Kim iç âlemini ıslah ederse Allah da onun dış alemini düzeltir.
3) Kim de Rabbi ile arasını düzeltirse Allah da onun insanlarla arasına düzeltir.