Dünyaya geldikten sonra yaşamamıza yetecek kadar yiyecek verirler; ayakta kalanlarımızı canı çıkana kadar çalıştırırlar; işlerine yaramaz duruma geldiğimizde de korkunç bir acımasızlıkla boğazlarlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Bütün bir insanlık özel durumlardan başka bir şey değil, yaşam farklılıklara gebe, "yeniden üretim" varsa da asla aynı olmuyor. İstisnasız her insan karma bir kimlikle donanmış; unutulmuş çatlakları, hiç akla gelmeyen dallanmaları ortaya çıkarmak ve kendisinin, karmaşık, biricik olduğunu, yerinin başkası tarafından doldurulamayacağını keşfetmesi için kendi kendine birkaç soru sorması yeter.''
Çocuklarına iyi bir tarih şuuru verememiş, Moskof'u, Ermeni'yi, Bulgar'ı, Yunan'ı ve bilmem daha kimleri öğretmemiş, kısaca, dostunu ve düşmanını iyi belletememiş, kendi 'milli' ve 'mukaddes' değerlerini, kafalara ve vicdanlara gerektiği gibi işleyememiş, Türk'ü Türk'e, Müslüman'ı Müslüman'a sevdirememiş bir maarif ile nereye gidilebilirdi?
Türkler, Anadolu'ya geldikleri zaman, bu topraklarda, ne bir 'Ermeni' ne de bir 'Kürt Devleti' vardı. Anadolu'yu güya Bizans kontrol ediyordu. O Anadolu ki, kırları bomboş, köy ve kasabaları harap ve terkedilmiş, sadece etrafı hisarlarla çevrilmiş şehirlerinde nüfus barındırabilen, eşkıya ve soyguncuların kol gezdiği sahipsiz bir coğrafya parçası, durumunda idi.