Sonsuzdur yol, ne kısaltılacak ne de eklenecek bir şey vardır, ama yine de herkes kendi çocuksu karışını tutar yolun üstüne.”Gerçekten de bu bir karışıklık yolu gitmen gerekir, bu senden esirgemez.
O lacivertliklerin bir tarafında henüz belirsiz nurdan bir toz görülür. Bu sahranın üzerinden, o gökyüzünün altından bir meleğin ayak sesi kadar hafif bir hava uçar ki kulak verilirse bir ruh âleminin ezgilerinin yansımalarına benzer derunî nağmelerle titremektedir. Bütün manzaralar, sabahlara has o rengin belirsizliği içinde hava ve hayalden oluşan bir gölge şeklinde durur; fakat bir zaman gelir ki, birdenbire bir heybet nuru dökülür, biraz önde sönük duran göğün uykulu kalbi güzel nurlar ile dolar. Ufkun bir kenarından, güneşin hafif parlaklığı sahraya bir nur tufanı döker, gökyüzünün gösterişli haşmeti altında Sahra o karışıklıktan sıyrılır, gözleri üstüne çeken hoş bir nur içinde parıldar. Ah! O ümit güneşi, şu sabah hayatın ufkunun bağrında gizli duran kalbi parlatan güneş…
Şeytan ilk günahı insanın kulağına fısıldadıktan sonra geri çekildi. Sonraki bütün günahları bir rüzgarla fısıldadı. Kabil kardeşi Habil’i öldürdü. Harut ve Marut dipsiz kuyulara düştü. Prometheus zincire vuruldu. İsa çarmıha gerildi. Yusuf’u kendi kardeşleri kuyuya atıp, kendi oğlunu Süleyman boğdurttu. Günah günaha gebeydi. Büyüdükçü büyüdü. Karanlık bir noktada olup her insanın kalbinin ortasına düştü. Minik, küçük, karanlık bir noktadayken onu gören, besleyenler yeniden günahı doğurdu. Aydınlıkta kalanlar bu karanlık noktayı büyütenlerin kurbanı oldu. Böylece dünya bir yanı aydınlığa bir yanı karanlığa gömülü bir yer oldu.