Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!
Başının estiği yöne giden, günlerce, aylarca gölgesine hasret kalınan bir eş, bir baba! Bu baba ki yeri gelir hasta çocuğunu hastanede bırakıp ortadan kaybolur; yeri gelir evladının hastalanıp kara topraklara yüz sürdüğünü dahi aylar sonra öğrenir. Bir anne ve iki oğulun, o kadar vardır hayatında ya da işte o kadar yoktur hayatlarında. Velhasıl Len Müslüman, ömrünün son zamanlarında hastalanan bu adamı, pamuklara sarıp sarmalayıp hiç yüksünmeden, 57 yıllık evliliğinde hiç sokurdanmadan bakan bir kadın düşün. Babalığın dil yarımında 'ba'da kalan anılarda bir evladın, pır dönüşünü de ekle yanına. Aylarca süren hastalık ile sonunda kuş gibi canını teslim eden baba ardında, ortada kaybolan şeylerin varlığını hatırlatan derin bir sessizlik bırakır.
Sinirleri zorlayan duygular eşliğinde sayfalar arasında baba için haklı nedenler arasan da yanıt yok. Okura mı bıraktı yazar? Ya da gerçekten haklı bir neden yok muydu? Belki de insanı olduğu gibi kabullenmek buydu?
Len Müslüman, dinle bak, başka mevzular da var:
İnsanları zaafları ile kandırmak ahlak dışıyken, engelli birini aldatmak akıl kârı mıdır ki?
İnsanların birbirine duyarsızlaştığı bu çağlarda, hasta, yaşlı, çocuk, kadına yardım eli uzatmak zorunluluk değil midir?
Bilinçsizliğin ötesinde, bir kazaya geç müdahale, bir bacağın kaybına neden olsa da aslında bir ruhun, neşenin, bir ömrün kaybı değil midir?
Cepheden cepheye koşarak geçen bir ömürde, yıllarca yassır -esir- düşmeyi düşün. Kaçıp özgürlüğe kavuşsa da bedenin özgürlüğü değil midir bu? Ya akli denge mümkün kılar mı özgürlüğün coşkusunu?
İşin özü, hayal ile gerçeğin hiç umulmadık bir anda birbirine karıştığı,