"... kimse öğretiyle kurtuluşa kavuşamaz! Kimseye, ey saygıdeğer kişi, ilham saatinde senin neler yaşadığını sözle olsun, öğretiyle olsun aktaramaz, anlatamazsın!"
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Şimdiye kadar öğrendiğim tek şey, hiçbir şey öğrenemeyeceğim oldu. İnanıyorum ki, bizim 'öğrenme' dediğimiz şey gerçekte yok. Tek bir bilgi var, dostum, bu da dört bir yandadır, bu da Atman'dır, benim içimde, senin içindedir bu da, her varlığın içindedir. Ve artık şuna inanıyorum ki, bu bilginin bilme isteğinden, öğrenme isteğinden daha azılı bir düşmanı olamaz."
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
1980 yılında Kore'de gençlerin protestosu sadece 9 gün sürer. O kadar kısa sürede yaşananların etkisi ise bir ömür silinemez.
Lineer bir zamana sahip olmayan anlatımda, kimi zaman küçük bir çocuk, kimi zaman genç bir delikanlı, kimi zaman bir anne oluyorsun. Oditoryumda ceset kokusu içine işlerken, hastane morgunda yer kalmayacak kadar çok cesetin içinden arkadaşını/aileni arıyorsun. Tanınmayacak haldekilerden kıyafetlerle kimlik tespiti yaparken, masum insanların yargının karşısına çıkarılmadan, tereddütsüzce, güpegündüz tahminin ötesideki işkencelere tanık oluyor; monami siyah tükenmez kalemden nefret ediyorsun. Yoksun vicdanla geçen o 9 günde sayısız çocuk, kadın, yaşlı kurşuna dizilip yakılırken insanoğlunun zalimliğine aklın sırrın ermiyor. Ruhu bedenden firar edemeyenler, işkencelerden kurtulup sağ kalmanın yaşamak olmadığını biliyor, gerçek ölümün gelip anılardaki ölümleri yok etmesini bekleyerek insan olmaktan utanıyor. Kimi akıl hastanesinde kendi canına kıyarken, sen kabusların yanında sıfır kaldığı anılarda psikolojik otopsi yapıyorsun.
"Ruh kendi bedeninin yanında ne kadar kalır acaba?" sorusuna daha ilk sayfalarda asla cevabını yapıştırıyorsun.
Ruh bir kanat gibi çırpınır ve esintisi mum ışığını dalgalandırır mı acaba..." S.36
"Onların yüzlerini görmek istiyorum, onlar uyurken göz kapaklarının üzerinde dolaşmak istiyorum aniden rüyalarına girmek istiyorum, bütün gece alınlarından göz kapaklarına, göz kapaklarından alınlarına gidip gelmek istiyorum. Ta ki kâbuslarında kanayan gözlerimi görünceye kadar. Benim sesimi duyana kadar. Neden bana ateş ettiniz, neden beni öldürdünüz?" S.45
"... bireylerin
"Sonğhi Abla benden farklı
Çünkü o hem tanrıya hem insanlara inanıyor.
Ben bir kez bile ikna olmadım.
Yalnızca sevgiyle bizi koruduğu söylenen bir yaratıcıya inanmam imkânsız.
İsa'nın duasını bile sonuna kadar sesli okuyamam.
Ben onların günahlarını affedersem, Baba da benim günahlarımı affedecekmiş ha.
Ben hiçbir şeyi affetmiyor ve hiçbir şey için af dilemiyorum."
"İnsanoğlu özünde acımasız bir varlık mıdır? Bizler sadece evrensel tecrübeleri mi yaşıyoruz? Sadece yüce bir varlık olduğumuz yanılgısıyla yaşıyoruz hepsi bu; her an bir hiç olan böcek, hayvan, irin, iltihap kümesine dönüşebilir miyiz acaba? Hakarete uğrayıp mahvedilip öldürülmek, tarihte defalarca kez tekrarlanan bütün bunlar insanoğlunun kaçınılmaz kaderi mi acaba?"