Okurken beni en çok sıkan yoran kitaplardan Top 3’de yer alabilir bu kitap. Özellikle beni en çok yoran şey her karakterin üç isminin olması ve her sayfada aynı karakterden bahsederken o üç ismini farklı farklı yerlerde kullanması tek bir ismini kullanıp aynı kişi olduğunu anlamamız varken neden üç ismini de yer yer kullanıyorsunuz ben kimin kim olduğunu anlamak için ekstra bir çaba sarf etmek zorunda mıyım?! En büyük problemimiz buydu her neyse. Kitabı içerisindeki en önemli karakter tabii ki Bazarov oldu. Kendisini nihilist olarak olarak tanımlayarak hiçbir fikri savunmayan doğru bulmayan özellikle şiiri duygusallığı aşkı anlamsız ve boş bir şey olarak gören onunla dalga geçen karakter bununla sınandı. Bazarov duygusuzluğu, mantıkçı oluşu, umursamazlığı, ironik yaklaşımı, insanlarla alay etmesi onu kötü bir karakter gibi gösteriyor ki ben kitabı okurken bu karaktere zaten sinir oldum. Çevresindeki her kadına duygusuzca yürüyebilen bir erkek kişisi en sonunda aşka düşüp karşılık bulamıyor. Allahın sopası yok işte. :) Buradan sonra Spoiler vereceğim… :))
Sinir olduğunuz kötü birisi olarak gördüğünüz bir karakterin acı çekmesine yalnızlığına üzülmeye başlıyorsunuz. Buradan sonra kitap benim için daha ilgi çekici olmaya başladı belki de mutsuz sonları sevdiğim için olabilir. Bazarov gibi bir karakterin hastalanıp ölmek üzereyken aşık olduğu kadını görmek istemesi ile yazar aslında yaşamın asıl gerçekliğinin ve hayatı yaşanılır kılan şeyin duygular olduğunu göstermek istediğini düşünüyorum. Bazarov’un ölümüyle hem Bazarov’a hem de Bazarov’un o düşünceli tatlı, naif ailesine üzüldüm. Özellikle Bazarov’un anne ve babasına karşı soğuk mesafeli umarsız tavrı gerçekten rahatsız ediciydi buna rağmen ailesi onu kabullenip çok seviyordu ailesi için inanılmaz büyük bir acıydı
Nobel ödüllü bu kitap daha ilk cümlesi ile direkt Albert Camus’nun “Yabancı” romanını akla getiriyor. Yazar bilerek kitabına annesinin ölümüyle başlayarak atıf yaptığını düşünüyorum. Yabancı romanında da “annem öldü, belki de dün bilmiyorum” diye başlıyordu. Camus’nun Yabancı’sında karakter yaşama, acıya karşı duyarsızlaşıp yabancılaşmasından dolayı son noktada kadere boyun eğip razı geliyordu. Bu kitaptaki anne ise yazgısına boyun eğmiyor belki de bu yüzden yazar bu şekilde bir giriş yapmak istemiştir. Bu romanda yazarın annesinin ölümüne karşı hissettiği dehşet duygusunu aşamıyor yaklaşık üç hafta sonra annesinin gerçekten öldüğünü anlayıp bununla baş etmek için bu kitabı yazmaya başlıyor. Özellikle kitabın sonunda annesinin yaşadığı dönemdeki mücadelesiyle tarihin bir parçası olması gerektiğini söylüyor. Sanayi toplumu ile birlikte insanlar arasındaki sınıf farklılıklarının bariz bir şekilde ortaya çıktığını annesinin yaşamı üzerinden anlatmaya çalışmış. Annesi her zaman mücadeleci biri olmuş, toplumun ona dayattığı, ondan beklediği yaşamı reddederek kendi yaşamını kurmaya çalışmış, kendi öz benliğini yaratmaya çalışmış bir karakter olarak anlatılıyor. Hatta annesinin fabrikada çalışmaya başladıktan sonra artık kendisini köylü sınıfı karşısında daha üst bir sınıf olarak görüp bununla gurur duymaya başladığını söylüyor. Aslında burada yazar sanayileşme ile birlikte kapitalizmin yarattığı sınıf farkına ve işçi sınıfının özgürlük yanılsaması içerisinde modern köleler olduklarına dikkat çekiyor. Fabrikalarda çalışmak insanlar için gurur verici bir şey olarak görünüyor. Yazar yine de annesinin her şeye rağmen bulunduğu toplumun kültürüne karşı ayakta durma çabasını her zaman takdir etmiştir. Kız çocuklarının okutulmadığı bir toplumda annesinin eline geçen her şeyi