Antik çağ düşünürleri özgür insanı alçaltan çalışmanın hor görülmesini öğütler.
Ozanlar Tanrı’nın bir lütfu olan tembelliğe övgüler düzerlerdi: “Ey Meliboeus, bir Tanrı verdi bize bu miskinliği.”
Helenler de görkemli devirlerinde çalışmayı ancak hor görürdü, çalışabilecek olanlar yalnızca kölelerdi, özgür insan ise sadece bedensel etkinliklerden ve zihinsel oyunlardan anlardı.
Kapitalist uygarlığın egemen olduğu ulusların işçi sınıfları garip bir çılgınlığın pençesine düşmüş. Bu çılgınlık, talihsiz insanlığa iki yüzyıldır eziyet eden bireysel ve toplumsal sefaleti de peşinde sürüklüyor.
Çalışma aşkıdır bu çılgınlık, bireyin soyu sopuyla birlikte canının çıkarılmasına dek varan, ölesiye çalışmak tutkusudur.
“Lenin’nin Marksizmin en yetenekli ideologlarından biri olarak andığı Lafargue, yaşlılığın zihin ve bedende yol açtığı yıkıma katlanmamak için 1911’de eşiyle birlikte intihar ederek hayatına son verdi.”
Yıllar geçmesine rağmen yaşlılığın insanlar üzerinde bıraktığı bu etki değişmedi, kimileri red eder ancak derinlerde saklar o kendini, vakti gelince atılır orataya sirkteki en önemli cambaz misali.