Fırsat yoksulu, bir alıntı ekledi.
3 saat önce · Kitabı okuyor

Tembellik senin içindedir ve sana senin ağzınla konuşur. Arkadaşın kötüsü ise, sana kendi ağzını kullanılır ve seni tembellikten daha çabuk kendine bağlar.

Gençlerle Başbaşa, Ali  Fuad Başgil (kubbealtı yayınları)Gençlerle Başbaşa, Ali Fuad Başgil (kubbealtı yayınları)

Sebahattin Ali
içimizde şeytan yok... içimizde acizlik var... tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçma itiyadı var...

Selin K., bir alıntı ekledi.
18 saat önce · Kitabı okuyor

Yoksul uluslar, halkın rahat ettiği uluslardır; zengin uluslarda ise halk genelde yoksuldur.

Tembellik Hakkı, Paul Lafargue (Sayfa 23 - kırmızı kedi)Tembellik Hakkı, Paul Lafargue (Sayfa 23 - kırmızı kedi)
Nuri Torun, bir alıntı ekledi.
21 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Tembellik ilk ağızda çekici görünebilir ama insana gönül rahatlığı sağlayan, varsa yoksa çalışma, alınteri...

Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 263)Anne Frank'in Hatıra Defteri, Anne Frank (Sayfa 263)
Homeless, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'yu inceledi.
 21 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde

Hayat size tembellik hakkı vermez. BÜNYE! BÜNYE! BÜNYE!

Alabildiğine spoiler / sürprizkaçıran içermektedir !

Zavallı Yorik! Horatio! Bana bir şey söyle! Ne söyleyeyim efendimiz?
---Shakespeare'nin Hamlet'inden---

Dünyanın hiçbir Nüzhet'i yalan söylememelidir.
---Her bireyin yalan söyleme özgürlüğü vardır, sevdiklerimiz buna dahil değildir---

Ümit, aşk ve tembellik.
---Ümit etmek hayatı temsil eder, aşk gönlü, tembellik şeytanı---

-Berlin'e ne vakit gideceksin, Nüzhet?
-Bu gece sabaha karşı. Çünkü bu gece gitmezsem, altı sene tren yok.
---Bir şehir ardından koşar, sen kaçarsın---

Yıl 2003 ya da 2004 15 yaşındayım. Yer ise Afşin Devlet Hastanesi. Çocuk doktorunun önünde bir sıra ki evlere şenlik! Kimisi anne kucağında kimisi babalarının ellerinden tutmuş çocukların arasında ergenlikte arşa yükselmiş, boyu posu 1.80'e dayanmış bekliyorum. Sıra gelecekte ben de göreceğim! Sonra güç bela
kalabalığı yara yara girip doktor beye kavuşuyoruz. Önce yüzüme bakıyor sonra da dışarıda ki kalabalığa. Sonra oturmam yönünde bir komut veriyor ve oturuyorum. İki dakikalık muayene sonrası canından bezmiş sevgili çocuk doktorumuz ben de Hepatit buluyor. (A, B ya da C) hangisi olduğunu şuan hatırlamıyorum. Babam error! veriyor tabii! Ardından soruyor, yani? Yani okula gidiyor ise diğerlerinden uzak dursun diyor bıkkınlığın verdiği cesaretle! Hızlı bir şekilde alelade yazılmış ilaçlarımızı koltuk altımıza kıstırıp uzaklaşıyoruz saatleri çürüttüğümüz polikliniğin önünden. Babam ilaçları alıyor, gidiyoruz. Adam da artık dokunmuyor bana, korkuyor. Sonra 1 ay boyunca okula gidemedim. Hatta balkonda beni gören akranlarım bir pisliğe bakıyormuşçasına gözlerini hızla uzaklaştırıyor benden. 1 ay sonra babam işkilleniyor bu durumdan. Yav doktor böyle söyledi amma çocuk turp gibi! Turp gibi çocuk yani ben! 1 ay boyunca hepatit olduğumu düşünerek çoğu kez nece buhranlara girdim, sürüklendiğim psikolojik travmaları hiç saymıyorum! Okulumdan, derslerimden uzak kalışım da cabası! Sonuç olarak iki dakikalık muayenenin faturası ben de ağır olmuştu. Doktora hiç gitmesem 1 hafta sonra iyileşir yoluma bakardım.

Bu romanı okuyunca bu anı gözümde, fikrimde belirdi. Ben de sizinle paylaşmak istedim. Peyami Safa'yı ilk defa okuyorum. O yüzden fazla fikir beyan etmek yerine bu roman üzerinden yürümek istiyorum. Duygu geçişlerinin yoğun olduğu ve hangi duygunun içinde ise yazar onu arşa değin yaşıyor / yaşatıyor. Istırabın ilacının yine ıstırap olduğunu düşünecek kadar da realist.

Romanın hepsini alıntılasan kimse sebebini sormaz. Gerçekten tahlil, tasvir açısından eşsiz bir roman. Peyami Safa'nın buhranı, umutsuzluğu, dağılmışlığı, bıkkınlığı, vazgeçmişliği dibine kadar damarlarımıza kadar nüfuz ettirebildiğini şahsım adına söyleyebilirim. Özellikle Hamlet'ten alıntı ile karışık ruh halini yansıtırken büyülendim.

Romandaki ana karakterin kopmaya yüz tutmuş ayağını bir aşk yüzünden kurban edişine de tanıklık ediyoruz. Bana göre stres ölümün yama sürümüdür. Bizi ölüme olabildiğince yaklaştırır. Karakterimiz de stresten uzak, aktif bir dinlenmeye ihtiyaç duyuyorken kendini afilli cehennemimiz saygıdeğer aşka kaptırıyor ve film kopuyor. Aşk pişmanlıktır, stres öldürür, sıhhat en önemli mevcudiyetimizdir, Peyami Safa psikolojik olarak okuyucuyu süründürür. :)

#29235825 nolu ve ¤ Cerrah Asya ¤ sponsorluğunda gelişen etkinlik kapsamında bu romanı okudum. Teşekkürler! Böyle etkinlikleri hep yapalım. Romanın içeriğini size kısaca özetleyecek bir alıntı ile incelemeye son noktayı koyayım:

Odadan gündüz ışığıyla beraber bana ait her şey çekiliyor: Evime ait hatıralar, kalabalıklar, sevdiklerimin sesleri, bir çok şekiller, hayatımın parçaları, Erenköy, köşk, tren, vapur, fakülte, doktorlar, hastabakıcılar, hayatın gürültüleri, şehir, gündüzün sesleri her şey uzaklaşıyor. İçimde bir boşluk. Garip ve büyük bir his, derinliklerime doğru kaçıyor, gizleniyor. Ruhum karartılarla, sessiz ve şekilsiz gölgelerle, eşya arkasına saklanan hayaletler gibi kendilerini göstermeden korkutan meçhul varlıklarla dolu. Kapım kapalı. Açmak istemiyorum. Açarsam hastahanenin benim için hazırladığı felâketlerin hepsi birden içeri girecek sanıyorum.

Mahmut, bir alıntı ekledi.
22 saat önce

İnsanın belli başlı iki günahı vardır, öbürleri bunlardan çıkar: sabırsızlık ve tembellik.

Sabırsız oldukları için Cennet’ten kovuldular, tembelliklerinden geri dönemiyorlar.

Aforizmalar, Franz KafkaAforizmalar, Franz Kafka

Yeis, Ümitsizlik..
Asla ümitsizliğe kapılmamalıdır. Çünkü, yeis, ferd, aile ve milletlerin en dehşetli bir hastalığıdır. Bir yönüyle, acizlik ve korkudan kaynaklanır.

Ümitsizlik, hayatı anlamsız yapar ve çekilmez hâle getirir. Maddî imkânları yerinde olsa da yeise düşen insanlar, ya alkol ve uyuşturucuya, ya başka bir sapıklığa veya intihara teşebbüs edebilirler. Çünkü onlara göre hayatın mânâsı kalmamıştır artık.

İslâm ise, ruh ve kalblere huzur getirir. Yeis bu huzuru baltalar, tahrip eder, öldürür. Yeis terakkî ve ilerlemenin de en büyük ayakbağıdır.
İnsan heyecanlı ve hareketli bir fıtrata sahiptir. Bunu ise ancak ümitle kazanır. Yeis ise ümidi öldürür, heyecan ve hareket bırakmaz insanda.
Tembellik de yeis bataklığında yaşar.
Toplum hayatını alt üst eden yeis, ferdi, toplumu düşünmekten koparıp, şahsî menfaatlerine yöneltir.

Yeis bir mânâda, rahmet-i İlâhîyi de suçlamak demektir. Allah’ın sonsuz gücüne, yardımına, esirgeyicilik ve bağışlayıcılığına güvensizliktir.

Ümitsizlik hakkında daha pek çok şey söylenebilir. Ancak mühim olan bu hastalığı tedâvî edebilmektir. Cenâb-ı Allah, Kur’ân-ı Kerîm’inde, Müslümanlara ısrarla yeis ve ümitsizlikten uzaklaşmaları îkazında bulunur:

“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz.” (Zümer Sûresi, 35.)

Bunun yanında doğrudan, yahut dolaylı olarak yüzlerce, binlerce âyet-i kerîme ümidi aşılarken, yüzlercesi de ümitsizliğe düşmemenin yollarını gösterir.

Elbette sonsuz gücü, sonsuz hikmet ve kudreti, sonsuz merhameti bulunan bir Rabb-i Rahîm’e inanan bir Müslüman, asla ümitsizliğe düşmez. Üzüntüsü yeise dönüşmez, inançsızlarınkine hiç benzemez.

Yeisin önemli bir ilâcı, kadere imân olduğu için mü’min üzüntüde de ölçülü olur. O bilir ki her şey kader ile takdir edilmiştir. Kaldıramayacağı hiçbir yük yüklenmemiştir.
Unutmayın:

- Yeis, aczden gelir. Yeis, mâni-i herkemâldir. Hamiyet ise, şiddet-i mevânia karşı şiddetle metânet etmektir. (Münâzarât, s. 30.)

- Yeis; ümmetlerin, milletlerin “seretan” (kanser) denilen en dehşetli bir hastalığıdır. Ve kemâlâta mani ve “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!” hakîkatine muhaliftir.

- Yeis, en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâmın kalbine girmiş.
- Yeis mâni-i her kemaldir. “Neme lâzım, başkası düşünsün” istibdadın yadigârıdır.
- İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir.
(Mektûbât, Bediüzzaman Said Nursî, Yeni Asya Neşr., s. 447.)


(Alıntı)

Serpil, bir alıntı ekledi.
Dün 01:02 · Kitabı okuyor

Sevgiye tembellik yakışmaz, onu dolu dolu yaşamak için kararlı ve güçlü devinimler gereklidir.

Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Susanna Tamaro (Sayfa 50 - Can Yayınları)Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, Susanna Tamaro (Sayfa 50 - Can Yayınları)

Abdülkadir Geylani
Ne zamana kadar arzular tembellik gevşeklik dünya ve ahiret şehvetleriyle meşgul olacak, ne zamana kadar Rabbinden başka şeylere iltifat edeceksin?Seni yaratan ilk halinden bu haline getiren kalplerin sahibi ruhlara huzur veren Rabbinden ne zamana kadar uzak duracaksın?

Simge Comart, bir alıntı ekledi.
Dün 00:05

"İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... "

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali