Cüret ediniz, çünkü düşünmeye, söylemeye, yaratmaya, sevmeye, yaşamaya da cüret edilir. Kimse gibi olmamaya cüret edilir. Ancak böyle genişler hayatın sınırı, sınır diye bize gösterdikleri o çizgi!
Bağımlılık, endişe, sıkıntı ve hayal kırıklığı çağındayız. Görünür dünyaya tutunmak için elimizden geleni yapıyoruz ancak herhangi bir "uyaran" yoksunluğunda ne yapacağımız şaşırıyor, kendimize uyuşturmak için yeni bağımlılıklar icat ediyoruz.
İnsan bir muammadır.
Bir yandan dış dünyanın beklentilerine göre üstümüze geçirdiğimiz kıyafetler, öte yandan zihnimizin ürettiği düşünceler, biyolojimizin dayattığı dürtüler, uykumuzda bile duyduğumuz derinden gelen gümbürtüler...
Hangisini dinleyeceğiz?
Kendimizi mi, dış dünyaya mı, yoksa yer altından gelen sesleri mi?
Kaynağı eski kuzey masallarına kadar uzanan bu tragedya, okuduğum ilk tiyatro eseriydi. Aşk, intikam, akrabalık ilişkileri ve iktidar mücadelesi üzerine yazılmış, biraz da hayatı sorgulatan bir kitaptı.
"Madem bu dünya bile yok olacak bir gün
Sevginin bitmesine insan neden üzülsün
Sevgi mi kaderi kovalar kader mi sevgiyi
Daha kimseler çözmedi bu bilmeceyi"
O aşina olduğumuz replik...
Ramiz dayının repliği...
Gerçekten üzerine düşünülmesi gereken bazı noktaları iyi vurgulamış hatta zaman zaman yüzeye çıkarmış. Varlıktan, yokluktan, öteki dünyadan, teslimiyetten ve kaderden bahsedilmiş.
Çok iyi bir yazarın, çok iyi bir kitabı, tavsiye ediyorum, okuyunuz efenim...