Kıymetli dostlarım, kültür dediğimizde şu an aklımıza gelenler ile kültürün kelime olarak ortaya çıkışı arasında oldukça büyük bir yolculuk olduğunu söyleyebiliriz. Kültür ilk olarak ziraat alanında bir bitkiyi yetiştirme olarak karşımıza çıkıyor. Daha sonraları hayvansal ve bitkisel ürünler elde etme gibi alanlara yayılarak ilerliyor. Şu an baktığımızda kültürün birçok alanı kapsadığını rahatlıkla görebiliyoruz. Mesela din kültürü, genel kültür, halk/folk kültürü, kitle kültürü, yemek kültürü, yüksek kültür, popüler kültür, baskın kültür, Türk kültürü vb…
Sizlere asıl bahsetmek istediğim husus ise kültürün geçirdiği yolculuk ile alakalı bir konuyu açıklığa kavuşturmak olacaktır. İnsan var olduğu günden bugüne kadar sürekli kendi ile ilgili sorular sormaya ve bunları elinden geldiğince cevaplamaya çalışmıştır. Bunun amacı ise kendisine bir anlam katma, anlamlandırmadır. Bu düşünce Descartes’ın çokça duyduğumuz “Düşünüyorum, o halde varım” sözünü meydana getirmiştir. Burada var olmanın ön koşulunu, var olmanın bilincine bağlamıştır. Bu aşamadan sonra yani kişinin kendi eylemlerine anlam vermesinden hemen sonra bir grup olarak anlam kazanma aşaması geliyor. Burada karşımıza küçüklü büyüklü gruplar eşliğinde cemaat kavramı ortaya çıkıyor.
İbn Haldun tarihin döngüsel olarak ilerlediğini, olaylar ve durumların kendini her zaman ya bizzat aynı halinde ya da biraz değişerek tekrar ettiğini savunuyor. İnsanın bir cemaat içerisinde anlam kazanmasını istemeyen kişiler tam da biz burada toplum içindeki insanın durumunu konuşacak iken yerine kişinin kendine yetmesi fikrini öne atıyor. Bu fikrin yaklaşık denk geldiği zamanlara baktığımızda Robinson Crusoe ve benzeri karakterler üretilmeye başlanıyor. Sonrasında ise kapitalizm, ticaret ve modernlik kavramları insanların hayatına