Edebiyat tarihindeki en cüretkar, en karmaşık ve belki de en "okunamaz" kabul edilen başyapıtlardan birini daha bitirmiş olmanın mutluluğu...
Bu eseri geleneksel bir roman gibi incelemek neredeyse imkansız; zira Joyce, bu metinde dilin, anlatının ve bilincin sınırlarını tamamen dinamitleyerek okurla arasına özel bir duvar örmüş; anladığın sana kalsın, zira istesende kitabı doğru tanımlayacak tasvirleri bulamayacaksın diyor. Bunu dedirtebilmek içinse hayatının 17 senesini bu kitaba ayırıyor.
O halde bir inceleme denemesi yazmaya çalışalım.
Joyce, Ulysses ile roman sanatının sınırlarını gündüz ve bilinç düzeyinde zorladıysa, Finnegan Uyanması ile bu sınırı gecenin ve bilinçdışının kaotik dünyasına taşımıştır. 1939'da yayımlanan bu eser, Joyce'un son ve en radikal denemesi olmuştur.
Kitabı eline alan okurun karşılaştığı ilk ve en büyük şok, dilin kendisidir. Finnegan Uyanması, "Wakese" olarak adlandırılabilecek, Joyce'un icat ettiği bir dilde yazılmış. Bu dil, 60'tan fazla farklı dilden kelimelerin, fonetik oyunların, çok katmanlı kelime şakalarının (puns) ve "portmanteau" (iki veya daha fazla kelimenin birleşimiyle oluşan yeni kelime) tekniğinin bir araya geldiği bir dilbilimsel dehlizdir (Wake kelimesi İngilizce de uyanmak anlamına geliyor, Joyce ise Wakese ile okuru Uyutmak anlamında ters psikoloji bir kelime kullanmış gibime geldi :)
Birçok edebiyat eleştirmenine göre bu kitap bir roman değil, bir rüyadır. Eserin temel varsayımı da budur zaten. Geleneksel bir olay örgüsü, net karakterler veya lineer bir zaman akışı beklememelisiniz. Kitap, Dublinli bir meyhane sahibi olan Humphrey Chimpden Earwicker'ın (veya HCE) rüyasını (veya belki de tüm insanlığın kolektif rüyasını) anlatıyor, ama ne anlatmak...
Biraz daha Joyce'un inine girelim.
Finnegan Uyanması'nın en ünlü
Edebiyat tarihindeki en cüretkar, en karmaşık ve belki de en "okunamaz" kabul edilen başyapıtlardan birini daha bitirmiş olmanın mutluluğu...
Bu eseri geleneksel bir roman gibi incelemek neredeyse imkansız; zira Joyce, bu metinde dilin, anlatının ve bilincin sınırlarını tamamen dinamitleyerek okurla arasına özel bir duvar örmüş; anladığın sana kalsın, zira istesende kitabı doğru tanımlayacak tasvirleri bulamayacaksın diyor. Bunu dedirtebilmek içinse hayatının 17 senesini bu kitaba ayırıyor.
O halde bir inceleme denemesi yazmaya çalışalım.
Joyce, Ulysses ile roman sanatının sınırlarını gündüz ve bilinç düzeyinde zorladıysa, Finnegan Uyanması ile bu sınırı gecenin ve bilinçdışının kaotik dünyasına taşımıştır. 1939'da yayımlanan bu eser, Joyce'un son ve en radikal denemesi olmuştur.
Kitabı eline alan okurun karşılaştığı ilk ve en büyük şok, dilin kendisidir. Finnegan Uyanması, "Wakese" olarak adlandırılabilecek, Joyce'un icat ettiği bir dilde yazılmış. Bu dil, 60'tan fazla farklı dilden kelimelerin, fonetik oyunların, çok katmanlı kelime şakalarının (puns) ve "portmanteau" (iki veya daha fazla kelimenin birleşimiyle oluşan yeni kelime) tekniğinin bir araya geldiği bir dilbilimsel dehlizdir (Wake kelimesi İngilizce de uyanmak anlamına geliyor, Joyce ise Wakese ile okuru Uyutmak anlamında ters psikoloji bir kelime kullanmış gibime geldi :)
Birçok edebiyat eleştirmenine göre bu kitap bir roman değil, bir rüyadır. Eserin temel varsayımı da budur zaten. Geleneksel bir olay örgüsü, net karakterler veya lineer bir zaman akışı beklememelisiniz. Kitap, Dublinli bir meyhane sahibi olan Humphrey Chimpden Earwicker'ın (veya HCE) rüyasını (veya belki de tüm insanlığın kolektif rüyasını) anlatıyor, ama ne anlatmak...
Biraz daha Joyce'un inine girelim.
Finnegan Uyanması'nın en ünlü