İyi Düşün Doğru Karar Ver okudukça şunları fark ettim, özgüven dediğimiz şey aslında kendim olmak değilmiş, kendimle yüzleşebilme cesaretiymiş. İnsan çoğu zaman başkalarının beklentileriyle yaşarken kendi sesini kaybediyor ve bunu fark etmiyor bile.
Bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun, kendi düşüncelerinin dışına çıkamayan kişi insan ilişkilerinde başarılı olamaz fikri sandığımızdan daha derin. Çünkü mesele sadece başkasını anlamak değil, kendi doğrularının da sorgulanabilir olduğunu kabul etmek. Ben bu kitaptan şunu anladım, insan kendi zihnini mutlak doğru kabul ettiği sürece ne kendini geliştirebilir ne de gerçek bir bağ kurabilir.
Düşüncelerini sorgulamadan yaşarsan hayatını da sorgulamadan yaşarsın ve en tehlikelisi de bu, farkında olmadan eksik bir hayat sürmek. Bu kitap kendini tanımak isteyenler için güçlü bir başlangıç, özellikle psikoloji alanında bir şeyler okumak isteyenlere ilk adım olarak öneririm.
84 gün boyunca tek bir balık tutamayan Santiago, herkesin gözünde şansını kaybetmiş bir ihtiyardır. Ama o, denize açılmayı bırakmaz. 85. gün karşısına çıkan dev kılıçbalığıyla günler süren bir mücadeleye girer; elleri parçalanır, uykusuz kalır, yalnızlıkla sınanır ama iradesi çözülmez.
Balığı yakalar fakat tekneye alamaz; çünkü balık tekneye sığamayacak kadar devasa büyüklüktedir. Dönüş yolunda köpekbalıkları her şeyi elinden alır. Kıyıya vardığında geriye sadece dev bir iskelet kalır.
Bu hikâyeden benim anladığım şu: İnsan, hayatta çoğu zaman sonucu değil mücadelesini taşır. Bazen kazanırsın ama elinde tutamazsın, bazen de her şeyini kaybedersin ama kendinden bir şey eksilmez.
Santiago’nun hikâyesi; sabrın, yalnızlığın ve insanın kendi sınırlarıyla verdiği savaşın sade ama sarsıcı bir anlatımıdır.