FEY

FEY
Hayata nasıl mı bakıyorum… İçime ve duvarlara bakmaktan fırsatım olmuyor. (Paylaştığım hiçbir şey beğenilsin diye değildir.)
Hayatın ilâhî irâde doğrultusunda şekillenmesi konusunda Sünnet, Kur'ân ile birlikte hemen onun yanıbaşında birinci dereceden bir görev üstlenmiş bulunmaktadır. Bunun böyle olduğunu hem Peygamber'e itaati emreden Kur'ân-ı Kerîm, hem de Hz. Peygamber'in bizzat kendisi ifade ve ilân etmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulmaktadır: "Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçının!" [Haşr, 71] "De ki: ALLÂH'ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, ALLÂH da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" [Âl-i İmrân, 31]. "ALLÂH'a ve kıyamet gününe kavuşacağını uman sizler için ALLÂH'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır" [Ahzâb, 21]. "ALLÂH'a ve Resûlü'ne inanıyorsanız, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları ALLÂH'a ve Resûlü'ne arz ediniz!" [Nisâ, 59]. "Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip verdiğin hükmü, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabul edip teslim olmadıkları sürece tam mü'min olamazlar" [Nisâ, 65]. "Gerçekten sen, doğru yola, ALLÂH'ın yoluna çağırıyorsun" [Şûra, 52]. "Peygamber'in emrine muhalefet edenler, fitneye ya da can yakıcı bir azâba uğramaktan çekinsinler" [Nûr, 63]. "Kim Peygamber'e itaat ederse, ALLÂH'a itaat etmiş olur" [Nisâ, 80] Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "...Kim benim sünnetimden (yaşama tarzımdan) yüz çevirirse benden değildir" (Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5). "Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar" (Dârimî, Mukaddime 16).
Sayfa 17 - 18·Kitabı okuyor
Reklam
İşte bu yüzden Kur'ân Bize Yetse de Biz Ona Yetemiyoruz
Mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'in eksiksiz, yeterli, açık ve her şeyi açıklayıcı olmasına ve dinimizin de ikmâl edilmiş bulunmasına rağmen, sünnetin ifade ettiği bir yorum ve anlatıma gerçekten ihtiyaç var mıdır, şeklinde bir soru aklımıza takılabilir. Gerçek şu ki, yüce kitabımızın yeterli, açık ve açıklayıcı oluşu elbette bir hakikattir. Ancak onun bu niteliklerine rağmen, muhatapları olan insanların anlayış seviyeleri farklı olduğu için onu tek tek doğru olarak anlayıp kavramaları mümkün değildir. Öte yandan sorumluluk için duymak değil, anlamak gerekmektedir. İnsanları anlamadıkları şeylerden sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu sebeple kim, neyi anlamak ihtiyacında ise ona onu anlatmak lâzımdır. En iyi, en güzel, en doğru ve en doyurucu açıklamayı da elbette Kur'ân âyetlerini tebliğ eden Peygamber yapacaktır. Peygamber'in açıklamaları, hiçbir zaman Kur'ân'ın eksik, yetersiz ve kapalı olduğu anlamına gelmez. "ALLÂH'a kul olmak"tan başka görevi bulunmayan insanlar, ancak bu açıklamalar sayesinde O'na nasıl kulluk edeceklerini öğrenmiş olacaklardır. Bu sebeple sünnet-i seniyyesiz bir Müslümanlık düşünmek mümkün değildir.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Peygamber Efendimiz vahiy yoluyla ALLÂH'tan aldığı Kur'ân âyetlerini, görevi gereği, insanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor aynı zamanda onları açıklıyor ve anlatıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak ve anlatmak onun aslî göreviydi. Hemen işâret edelim ki Peygamberimiz'in tebliğ görevi evrensel olduğu için, açıklamaları da ona uygun bir çerçeve ve nitelikte gerçekleşiyordu. Yani sünnet, Kur'ân'ın evrensel planda Hz. Peygamber tarafından yorumlanması demek oluyordu.
Sayfa 16 - 17·Kitabı okuyor
Sünnet, Kur'ân'ın açıklayıcısı olduğu için Kur'ân-ı Kerîm'den hemen sonraki ikinci delildir. Kur'ân, okunan vahiy; sünnet, rivâyet olunan vahiy (Şâfiî, Risâle, s. 91-92); hadis ise rivayet edilen sünnet" demektir.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Terim olarak sünnet; söz, fiil ve takrirleri ile Hz. Peygamber'in İslâm'ı yaşayarak yorumlaması demektir.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Reklam