FEY

FEY
Hayata nasıl mı bakıyorum… İçime ve duvarlara bakmaktan fırsatım olmuyor. (Paylaştığım hiçbir şey beğenilsin diye değildir.)
Tefsir veya beyân: Sünnet, Kur'ân'da bulunan herhangi bir hükmü herhangi bir yönden açıklar. Buna genellikle, kısaca temas edilmiş (mücmel) hükümlerle, anlaşılması kolay olmayan (müşkil) hükümlerin açıklanması, mutlak hükümlerin belli kayıtlara bağlanması (takyid), genel hükümlerin özelleştirilmesi (tahsis) denilmektedir. Meselâ namaz ve zekâtın uygulama biçim, ölçü ve şekillerine açıklık getiren hadisler, yine "beyaz iplik siyah iplikten size göre ayırt edilinceye kadar" [Bakara, 187] âyetindeki beyaz ve siyah iplikten maksadın gündüzün aydınlığı ile gecenin karanlığı olduğunu belirten hadisler ve yine "inanıp da imânlarına herhangi bir zulüm bulaştırmayanlar." [En'âm, 82] âyetindeki zulümden kastın, "şirk" olduğunu açıklayan hadis, sünnetin bu özelliğini ortaya koymaktadır.
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Reklam
Sünnet, Kur'ân karşısına üç görev üstlenmiştir: Te'kid, tefsir, teşri'. Te'kid: Sünnet herhangi bir hükme Kur'ân gibi delâlet eder, yani her yönüyle Kur'ân'ın hükmüne uygun bir beyânda bulunur. Meselâ, "Namazı kılın ve zekâtı verin", "Ey inananlar, oruç size farz kılındı", "Kâbe'ye gitmeye yol bulabilene haccetmek ALLÂH'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır" âyetlerinde mutlak olarak ifade buyrulan İslâm'ın şartlarını bir de "İslâm beş temel üzerine kurulmuştur" (Buhârî, Îmân 1, 2; Müslim, Îmân 19-22) hadisi, -uygulamaya yönelik hiçbir açıklama getirmeksizin- sadece hüküm açısından beyân etmektedir. Yine "Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyin..." [Bakara, 188] âyeti ile "Hiçbir Müslümanın malı, kendi gönül rızâsı bulunmadan helâl olmaz" (Ebû Dâvûd, Menâsik 56) hadisi tam bir uyum içinde aynı mânayı ifade etmektedirler. Burada akla, 'sünnetin Kur'ân'a verdiği destek ve teyid, Kur'ân için bir kıymet ifade eder mi?' şeklinde bir soru takılabiir. Bu husus, Sünnet ile Kur'ân arasındaki kaynak birliğinden doğan bir uyumu göstermesi yönüyle ele alınmalıdır. Kur'ân için değilse bile, Kur'ân'ın muhatapları açısından sünnetin teyid ve te'kidi elbette büyük bir anlam ifade eder. Buradaki beraberlik, diğer noktalardaki birlikteliğin ve uyumun göstergesi olarak kabul edilmelidir.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
İmâm Şâfiî'nin ifadesiyle Kur'ân'ın okunan, sünnetin rivâyet olunan vahiy olması, önce bu kaynak birliği içindeki iki delil arasında herhangi bir çelişkinin bulunmamasını gerekli kılar. Buna bağlı olarak da şâyet görünürde bir çelişki varsa, bu takdirde, her ikisi de âyet olsaydı ne yapılacak idiyse öyle hareket edilmesi lâzım gelir. Biri sünnet delilidir, ötekisi Kitap'tır deyip hemen birincisinden vazgeçme şeklinde bir yola gidilmemeli, gerekli ilmî araştırma yapılmak suretiyle cem-te'lif, nesh veya tercih gibi çözüm yollarına başvurulmalıdır.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Hz. Peygamber'deki bu peygamberlik melekesine, diğer bir ifadeyle nübüvvet ilmine, Kur'ân-ı Kerîm değişik kelime ve tâbirlerle işâret buyurmaktadır: Zikir, hüküm, hikmet, şerh-i sadr, tefhîm, ta'lîm ve irâe gibi kelime ve terimler bunlardandır. Hz. Peygamber'in ilâhî irâdenin beyânı niteliğinde açıklamaları, ilâhî anlatım ve denetim altındaki nebevî akıldan doğmaktadır, denilebilir. Sünnetin bağlayıcılığı da işte bu ilâhî-nebevî niteliğinden ileri gelmektedir.
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Hz. Peygamber, vahiy, üstün beşerî akıl ve nebevî akıl ya da peygamberlik birikimi (meleke-i nübüvvet) denilen üçlü bir yolla ilim elde etme imkânına sahip bulunmaktadır. Vahiy gibi diğer insanların ulaşması mümkün olmayan bir bilgi kaynağıyla uzun süre temasta bulunan beşerî aklın en üst seviyesine sahip Hz. Peygamber'de, meleke-i nübüvvet denilen bir peygamberâne ictihad kâbiliyet ve birikimin oluşacağı muhakkaktır. Bu yetenek sayesinde Hz. Peygamber, başkalarının intikâl edemediği birtakım ilâhî gerçekleri kavrayıp en uygun ifade ve uygulamalarla insanlara anlatır. Sünnetin ulaşılmaz boyutu, başkalarının yorumlarından üstün oluşu işte buradan kaynaklanmaktadır.
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Reklam