“Garplı gibi binalar yapıyor ama çimentosunu, demirini çalıyor, kolonları kesiyoruz. Garplı gibi otomobillere biniyor ama emniyet kemeri yuvasına “toka” takıyor, muayeneye giderken komşudan yangın tüpünü ödünç alıyor, direksiyona kendimiz geçmiyor, içimizdeki canavarı geçiriyoruz. Garplı gibi tüketiyor ama çalışmadan, kısa yoldan köşe dönelim istiyoruz. Garplının sistemlerini taklit ediyor ama ona rüşveti, dolandırıcılığı, hukuksuzluğu katıyoruz. Garplı gibi dünyevîleşiyor, deniz tatilleri, kayak tatillerine gidiyoruz ama otellerin yangın tertibatına üç kuruş harcayıp tedbir almıyoruz.
Ne siyaset, ne parti, ne inanç, ne mezhep, ne meşrep meselesi bu. Bu bir millet meselesi. Özünden uzaklaşıp bilinmeze, derin uçurumlara ilerleyen bir çürüme meselesi bu. Tartışacaksak bunu tartışalım, gerisi lâfügüzâf.
Artık seküler bir dünyamız, bir zihnimiz var. Bizden bahsetmiyorum. Çocuklardan, torunlardan.
Düşünsene kimse çırak, kimse çoban olmak istemiyor. Bir çobana bir mühendis maaşı veriyorlar, kimse gitmiyor.
Köyler boşaldı.
Biz hadi neyse, babamız karabasanla sürdü tarlayı, orakla, tırpanla biçti ekini.
Şimdi öyle mi?
Her şeyi makina yapıyor, çok kolay. Kolay ama devlet o kadar kredi, o kadar hibe yardımı yapıyor, yine de köydeki gençlerin yüzde doksanı bir an önce şehre varıp, bir masabaşı iş istiyor.
Eskiden böyle miydik, bak şimdi her şeyimiz var, diyorsun.
Beyaz eşya, televizyon, telefon hatta araba. Ama kiralar dört binden kırk bine çıktı ona ne diyeceğiz?
Bu diskuru bırakalım.
Eski günleri yaşadık, çileyi çektik, geçti. Şimdi çocuk, torun sahibiyiz.
Onlara bakalım onlar ne diyor?
Onlar “ben de isterem” diyor.
Ne şükür kaldı, ne kanaat.
Kalmaz elbet.
Tüketim toplumuna ulaştık Hoca.
Doymak bilmez bir nesil var artık. Maneviyat arama. Senin “kanaat ve şükür” dediğin kavramlar maneviyata ait.
Dünyanın düzeni de pek o kadar değişmedi. Zulüm ince eleyip sık dokuyarak devam ediyor. Zengin daha zengin, fakir daha fakir oluyor. Makas çok açıldı çok. Değişen sadece rakamlar ve teknolojiye tâbi olan “hayat tarzı”.
Adamlar binini milyona çeviriyor; sen biri on yapamıyorsun. Tasalanma. Sen de bu konfordan payını alıyorsun. Binde bir bile olsa.
Hiç alamayanlar ne yapıyor?
Şişme botlar ile Ege’yi, Akdeniz’i geçmeye çalışıyorlar.