“Böyle devam edersem kesin başarılı olurum” diye körü körüne inandığından yönteminin doğru olup olmadığını ölçecek zekaya sahip olamadığı için, tek bir yola inanarak koşturduğundan başka yolların da olduğunu fark edemeyecek kadar akılsız olduğu için pişman olduğunu söylemek üzereydi ki vazgeçti..
Sahte altınla saf altının bir arada bulunması, saf altını sahte yapmayacağı gibi sahteyi de hâlis altın yapmaz. aynı şekilde hak ile bâtılın bir arada bulunması hakkı batıl yapmayacağı gibi bâtılı da hak yapmaz.
Bir gerçeğin farkına vardım. Dünyanın hiçbir tertip veya tedbiri imana giden yolları kesemiyor, orayı açılan caddeleri tıkayamıyordu. Çileli oluyordu, sıkıntılı oluyordu, ama yolcular hep yolda oluyordu. Yolun sahibi Allah’tı ve dilediğine yürütüyordu. Yürüyüşün çilesi, erişilen nimetin dengesiydi. Mükafat Allah’ın
cemali olunca sıkıntı üstüne sıkıntı kimin umrundaydı? İnanmayanlardan başka!