Merhum Mehmed Akif, "Süleymaniye Kürsüsünde" şiirinde Süleymaniye Camii'nin mimarisinin güzelliğine dikkat çeker.
Şunu söylüyor burada: Gel, şu güzelliği seyret de kendinden geç; vahdete dal. Çiniler, hatlar, kavisler, renkler, camlar, taşlar, ahşaplar, duvarlar, sütunlar, nakışlar... Ama bunlara takılıp kalma.Sen asıl bu sanatları ilham eden, insana bu güzellik duygusunu ve onu gerçekliğe yansıtma azmini veren "gerçek sanatkâr"ı, yani es-Sâni' olan Allah Teâlâ'yı gör.
..."Rahmân" Allah Teâlâ'ya mahsus bir ism-i sıfattır. Binaenaleyh esasen sıfat olmak itibarile "çok rahmet sahibi, pek merhametli, çok merhametli, gayet merhametli veya nâmütenâhi rahmet sahibi" diye tefsir edilebilse de husûsiyeti ve ismiyeti hasebile tercemesi mümkün olmaz. Çünkü ism-i has terceme edilmez; bunların tercemesi tebdili demektir ve lisanımızda böyle bir isim yoktur. Bazılarının bunu "esirgeyici" diye terceme ettiklerini görüyoruz. Halbuki "esirgemek" esasında "kıskanmak, diriğ etmek, korumuyorsun" demektir. Fakat "bana merhamet etmiyorsun" gibi "bana esirgemiyorsun" denilmez.
Binâenaleyh "esirgeyici" esasında "kıskanç" demek olacağından "Rahmân"ın takdiren tefsiri dahi olmamış olur. "Elemlenmek, acı duymak" demek olan "acımak"tan "acıyıcı" da tatsız ve şaibelidir. Kuru bir acımak merhamet değildir.Merhamet acıyı, âfâtı def'e ve onun yerine sürûr ve hayrı ikâmeye müteveccih olan bir iyilik duygusudur ki lisânımızda tamamen ma'rûf bir kelimedir. Biz "merhametli" sıfatından anladığımız tatlı mânâyı öbürlerinden tamamile duymayız ve hele "pek merhametli" yerinde "acıyıcı, esirgeyici" demeyiz.
Elmalılı merhumun bir kelimeye yönelik sözleri, sadece ciddiyet ve dikkat değil, aynı zamanda sorumluluk ve edep eseridir. Benzer bir ciddiyet ve edep maalesef artık pek görülmüyor. Kelimelere, kavramlara, anlamlara ilgisiz kalınan bir zamanda yaşıyoruz. "Herkes anlasın" gayretiyle bu kez kelimeleri, kavramları ve anlamları tahrif ediyoruz. Kadim kavramları canlandırıp, onlara yenilerini katacağımıza, onları tasfiye edip, onların yerine kadim anlamı unutturacak "renksiz" tercümeleri ikame ediyoruz.Oysa her kelime bir kavramdır. Her kavram da bir anlamdır.
Çayın da bir Çin imparatoru tarafından bulunduğu rivayet edilir. Milâttan önce 200 yıllarında yaşamış olan İmparator Şennong fincanındaki sıcak suya bir çay yaprağı düşünce, biraz beklemiş ve suyu içmiş. Tadını beğenmiş, böylece bütün dünyaya yayılacak olan çay geleneği başlamış.