Fatma Gamze

Fatma Gamze
Biz bu dünyanın anılarıyız.
Susuyor, söylemiyor bildiği tek şiiri, “güzel olan hiçbir şey hülâsa edilemez” demiş çünkü Valery
Reklam
Zamanda kaybolmuş gibi
Konuşmalarımın bir yere varamadığı, tüm kelimelerimi ziyan saydığım bir evredeyim. İçimde bir şeyleri anlatmanın hevesi de kalmadı ama yine de hislerimi dile dökememenin hüsranını yaşıyorum. Eskiden diye başlayan cümleleri hiç sevmesem de bazen kurmam gerekiyor. Eskiden içimdeki en kayıp, en gizli duyguları bile anlatmanın bir yolunu bulurdum. Cümlelerimi ince ince dokur ve en zarif kelimelerle süslerdim. Sanırım edebi kaygımın benim için önemli olduğu ve gençliğimin verdiği şiirselliği sevdiğim günlerdi. Uzun zaman önceydi, kısacık bir hayal gibi geldi ve geçti. Şimdi daha önemli gördüğüm şey ise anlaşılma kaygısı. Kendimi anlattığımda anlayabilecek bir çift bakış. Eleştirmeden, sorgulamadan, acımadan ya da incitmeden; sadece anlayan bir bakış. Uzun uzun susmamı ya da kısacık konuşmamı anlayacak bir kaç insan belki. Neyi niçin yaptığımı anlatmaktan böylesine yorulduğum bu günlerde sadece susmanın da çare olmadığını anlıyorum. Anlaşılmak, insanın kendini tamamlanmış ve güvende hissetmesini sağlayan temel bir insani ihtiyaçtır. O halde anlaşılmak insan olarak varoluşumun en önemli ihtiyaçlarından biriyken, susmak nasıl çare olabilir ki? İç dünyamda yankılanan seslerin, çevremdeki dünyaya ulaştığında bir boşlukla karşılaşması derin bir üzüntüye sürüklüyor beni. Kendimi anlatmaya çalıştıkça çevremde duvar gibi sessiz kalan insanlar için, varlığımın bir anlam taşıdığına nasıl inanabilirim mesela? Çünkü anlaşılmak bir anlamda var olmak demektir; ama anlaşılmamak varlığın bu anlamdan yoksun kalmasıdır. Yine eskiden diyeceğim ama, eskiden öyle heyecanlı biriydim ki yerimde duramazdım. Şimdi ise içine kapanık, iletişimi kopuk bir insan oldum. Kendi dünyamda derinleştikçe diğer insanlardan uzaklaştım ve bu beni bir tür kabullenişliğe itti. Anlaşılmamak sanki benim kaderim gibi
Çeşmenin suyu akıyordu, nehrin suları akıyordu, gün geceye akıyordu, şehirdeki yaşam ölüme akıyordu; âdet böyleydi, zaman ve devran kimseyi beklemezdi…
Sayfa 143·Kitabı okuyor
Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.
Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ama bir kere kırılmıştım. Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı. Çünkü o, benim için bütün insanlığın temsiliydi.
Sayfa 144·Kitabı okudu
Reklam