Her şey bir pilotun uçağının Afrika’da ansızın arızalanmasıyla başlıyor. O ıssız çölde, beklenmedik şekilde karşısına çıkan küçük bir çocuk, bu hikâyeyi başlatıyor. Küçük Prens… Adı yok ama tüm dünyada böyle anılıyor. İlk başta masum bir çocuk gibi görünse de, çok geçmeden onun zekâsı, duygusal derinliği ve hayal gücüyle bambaşka biri olduğunu anlıyorsunuz.
Gezegenler arasında yaptığı yolculuklarla tanıyoruz onu. Her gezegen, her karakter ayrı bir düşünceyi temsil ediyor. Bu yönüyle sadece bir çocuğun hayal gücü değil, aynı zamanda biz yetişkinlerin dünyasına da güçlü bir eleştiri sunuyor. Bir kral, bir kendini beğenmiş adam, bir sarhoş, bir iş adamı, bir coğrafyacı… Hepsi büyüdükçe kaybettiklerimizin birer temsili adeta. Küçük Prens ise bu karmaşanın ortasında, tertemiz bir kalbin, pırıl pırıl bir ruhun sesi oluyor.
Kitap yüzeysel bakıldığında bir çocuğun masalı gibi görülebilir. Ama dikkatli okunduğunda, onun aslında katıksız, arı duru bir filozof olduğunu fark ediyorsunuz. Konuştukça, düşündükçe, sorular sordukça büyüyor gözünüzde. İçindeki duygularla, zekâsıyla, kendine has bakışıyla pilota da okura da şaşkınlık veriyor.
Ben bu kitabı okuduğumda şunu fark ettim:
– Küçük Prens çok zeki bir çocuk.
– Her gezegende farklı düşünceler ve farklı senaryolar var. Bu da çocukluğun hayal dünyasının ne kadar elzem ve güçlü olduğunu gösteriyor.
– Bu kitap aslında çocuklardan çok, olgunlara hitap ediyor. Çünkü büyüdükçe unuttuklarımızı yeniden hatırlatıyor.
Bana göre Küçük Prens, kayda alınması gereken bir çocuk. Herkesin okuması ve anlaması gereken biri. Belki biz yetişkinler, bu kitabı içtenlikle okursak, çocukları daha iyi anlarız. Belki de onlara daha anlayışlı, daha sevgi dolu bir şekilde yaklaşırız.
Kısacası bu kitap, sadece çocuklar için değil. Hatta her çocuk sahibi