Önce bir koku dokundu içime,
sonra bir ses çaldı kulaklarımı.
Derine, daha da derine daldım…
Ve bir anda,
yıllardır hasret kaldığım o yüz çıktı karşıma.
İçimi, adına bile alışamadığım
soğuk bir alev sardı.
Koşmaya başladım sana doğru.
Koştum… koştum… koştum.
Ama adımlarım ne kadar hızlansa da
bir türlü yaklaşamadım bedenine.
Yine de koştukça,
sanki bir yere daha çok yaklaşıyordum:
gözlerine.
Nefesim kesilecek gibiydi ama durmadım.
“Bu dizler şimdi koşmayacaksa,
niye varlar ki?” dedim kendime.
Ama dayanamadılar işte.
Çöktüm yere.
Avazım çıktığı kadar bağırdım:
“Lütfen gel… lütfen… lütfen…”
Sonra kelimeler ihanete uğradı;
dilim düğümlendi, ağzımda hiçbir şey kalmadı.
Kitap ince olmasına rağmen dopdolu , bir çok şeye değinen bir öykü. Yoksulluk, ırkçılık , vefa,masumiyet gibi daha pek çok konu.
Kitabın ana karakterleri George ve Lennie kendi çaplarında bir hayale tutunmuş gerçekleşmeyeceğini bile bile ama yinede minik umutlarla. Lennie cüsseli iri yarı biri ama saf biri bedenini kendini kontrol edemiyor.
Bu yüzden başlarına bin bir türlü sıkıntı geliyor.
George ise ona ne kadar sinir olsada dostuna çok bağlı.
…
Kitap çok akıcı okunmaya değer .