"Hiç kimse tarafından korunup kollanmamış, hep kendi başının çaresine bakmış. Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olmaz, mesela...
Mesela sizinki gibi olmaz."
İşte buydu! Sırrı ucundan yakalamıştı. Büyük yazarların, usta şairlerin yaptığı da aynen buydu işte. Onların birer dev haline gelmelerinin nedeni de aynı şeydi. Düşündüklerini, hissettiklerini ve gördüklerini nasıl ifade edebileceklerini biliyorlardı. Güneşin altında uyuyan köpekler inler ve havlarlar, ama inlemelerine ve havlamalarına neyin neden olduğunu anlatamazlar. Martin de sık sık o şeyin ne olduğunu merak etmişti. İşte buydu; güneş altında uyuyan bir köpekti kendisi de. Yüce ve güzel görümler görmüştü, ama Ruth'un karşısında inlemekten, havlamaktan başka bir şey yapamıyordu. Önce güneşin altında uyuklamayı kesmeliydi. Ayağa
kalkmalı, gözlerini açmalı ve gözünün önünden geçen zengin görüntüleri onunla paylaşabilecek şekilde gören gözlere ve konuşan bir dile sahip olana dek çalışmalı, uğraşmalı, öğrenmeliydi. Kendini ifade etmenin sırrını, kelimeleri uysal hizmetkârlar haline getirmenin yöntemini, onları bir araya getirerek tek tek sahip olduklarından daha fazla anlam ifade edecek şekilde birbirine bağlamanın yolunu keşfetmiş içinde derin heyecanlar hissetti.