“Esme Lennox Nasıl Yok Oldu?” kitabında zamanlar iç içe geçmiş, mekanlar sürekli değişiyor. 1930lardan günümüze geçiveriyoruz birden bire. Akış sürekli değişiyor. Zihinden zihine geçişlerle dolu bir kitap okuyoruz. Farklı anlatıcıların ağzından olayları dinliyoruz. Herkes kendi penceresinden ve bencilliğinden değerlendiriyor olayları. Geçişler yapıldıkça kalbinizin daha da kırıldığı, insanı küçücük hissettiren bir roman bu, hüzün dolu, çoğu zaman Esme’ye sarılmak geliyor içinizden.
Kısa ama yoğun anlatımıyla kitap, bir bireyin değil, bir neslin bastırılmışlığını temsil ediyor. Esme'nin yıllarca haksız yere bir akıl hastanesine kapatılması, yalnızca aile içi bir trajedi değil, kadın olmanın “tehlikeli” görüldüğü bir toplumun sistematik şiddetini anlatıyor. Hafızanın, hatırlamanın ve hatırlatmanın gücünü vurgulayan bu roman, okuruna “Esme gibi daha kimler yok oldu ve biz insanlık neden sustuk?” sorusunu sarsıcı biçimde sorduruyor.
“kimse onun kaybolduğunu fark etmedi çünkü kimse onun var olduğunu gerçekten kabul etmemişti.”
Kıskançlık, dönemin kadınlardan beklentileri, soylu! kabul edilen ailelerin dar görüşleri…
Bu kitap boğazınızda bir yumru bırakacak!