İslam Peygamberi söz konusu edildiğinde bir şeyi daha
gündeme getirmeliyiz: Hz. Muhammed'e isnat edilen her
söz (özellikle söz), fiil ve kabul, gerçekte onun değildir. Bunların, Peygamber'e ait olanlarıyla ona ait gösterilenlerini birbirinden ayırmada da güvenilir tek dayanak yine Kur'an'dır. Çünkü Hz.Muhammmed, hayatı boyunca hiçbir sözünün kayda geçirilmesine müsade
etmemiş, birinci ve ikinci halifeler Ebu Bekir ve Ömer'de aynı tavrı korumuşlardır. Daha sonraki zamanlarda, ortalığı saran kavga ve karmaşa yüzünden aynı titizlik gösterilememiş, siyasal çıkarların dine dayandırılması süreci hızlandığı için de Peygamber'e isnat edilerek binlerce yalan uydurulmuştur. Hadis-sünnetmalzemesi Hz. Peygamber'den yüz küsur yıl sonra yazıya geçirilmeye başlandığında, gerçek hadis-sünnetleuydurmalar birbirine karışmış bulunuyordu. Hadis bilginlerinin yaptıkları ayıklama ise, yüzde yüz Kur'an'ın verileri rehberliğinde değil, "senet kritiği" denen ve esasta yine bu bilginlerin oluşturdukları kurallardan oluşan bir beşerî-kültürel kıstasla gerçekleşmiştir. Bu kıstasların kullanılmasında ortak ölçülere ulaşıldığını söylemek de mümkün değildir. Bu kıstası kullananların birinin "ak" dediğine başka birisi "kara" diyebilmektedir. Bu yapay "senet kritiği" yani hadisi rivayet eden kişiler zincirinin incelenmesiyle
yetinmek yerine "Kur'an'a uygunluk ölçüsü" esas alınsaydı, bu rivayetler malzemesinin Kur'an'ın âdeta rakibi bir dine vücut vermeleri önlenmiş olurdu. Bu, ne yazık ki, yapılmamıştır. Sonuçta, Hz. Muhammed'e isnat edilen sözlere dayanılarak, onun tebliğ ettiği kitabın onaylamayacağı bie tür " ikinci İslam" sahneye çıkarılmıştır.