G A V E

İzmir Fuarı (Doksanlar)
Yaz aylarının en güzide günlerinde İzmir'de bir telaş başlar. Sanki bu şehrin bütün vatandaşlarının ortak düğün yeri sayılabilecek bir davete çağrıldıkları mekân oluverir... Bir birinden renkli ışıklar, oyuncak silüetletlerini ütopya gibi aydınlatır, insanların birbirlerini zor duydukları bu alanda ara verilmeden mezdeke türü şarkılar çalardı. Renk cümbüşü, çizgileri zebra sırtını andıran helyum balonları, çocukların bileklerine bağlanır, iki yana sallanarak yürüyen her tıfıla refakat eden bu ruhsuz nesneler, şimdiki çoğu insanlardan daha zararsız ve sadık birer arkadaş olmayı başarırlardı. Basmane kapısı, diğer adıyla dokuz Eylül kapısı olarak bilinen fuarın girişinde sizi mükemmel bir palmiye persfektifli yol bekler. Bu ağaçların muntazam dizilişi ve aynı zamanda parke döşeli uzayıp giden alanda tam karşılıklı olması, sizi selamlamak üzere bekleyen bir asker kıtasına benzer. Kahve tonu gövdenin tepede başlayan yeşilinin de aynı hizada oluşu bu yolun görenleri hayran bırakmasına yeter. İç kısımlara gidildikçe yayılıp büyüyen koruluk alanlar sizi ufakta olsa bir orman gezintisine çıkarır. Günümüzde luna parkın bulunduğu yer öncesine göre biraz daha içeride kaldığından çocukluğumun verdiği o heyecanı artık orada görememek beni üzse de bunu fuarın eski zamanlardaki hâlinden çok yaşımın kemâle erdiği için bana böyle geldiğini düşünürüm. Nerede o eski bayramlar sözüyle mukayese edildiğinde hiç de kötü bir örnek olmayacak derecede çocuklara hâlâ bayramlar aynı ise, fuar içinde bunu söylemek mümkün. Fuar bir hâyâl alemi gibiydi. Neredeyse her yerden görülen ege güneşi, bu âleme kuş bakışı bir imkân sağlıyor, herhangi bir sepetine bindiğinizde içinde bulunduğunuz zamanda yükseldikçe, aşağıda başka başka uğraşlarla meşgul olan insanlar sanki size usta bir fotoğrafçı
İnsan ve Duygular
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Hüyazel
Ateşim guruba inmeden önce, Sesin kıvılcım olur, yakar ormanı. Yıldızları parlatır bir hazin gece, Ağlarım, alevler sarar ummanı. Girdabın dilinden konuşur şiir, Asur çağılarından şarkı çalar lir, Tanıdık bir veda bana seslenir, Ve ruhum yeniden oynar yalnızı. G A V E 16.06.2026(17:32)
Şiir
Hüyazel
Ey Seferad zamanıları semtlerin fesleğeni! Dünya'da çağla kalmış hânesi yeşillerin. Gecemde sessizliği bana dinleten kederim Ey omzundan ıtır orduları geçmiş sevgili. Ey bakışıyla kalbimi şahikalardan bırakan! Bu boşlukta sarhoşluğuma eremez Mecnun. Hüyazel, hasretliğinde nice vuslatlar buldum! Kavuşmak türkülü bir kan, bu maverada akan. G A V E 2026
Şiir
Rubai
Viranemde yangın var, ateş gönlümü arar Yıldırım bir küheylanın sırtında olacaklar. Her vurguna ayrı bir yol, vurulanı aynı kalp Bir bedene bin kürekle mezarlar kazacaklar. G A V E 2026
Oldu
Kimi güler, kimi ağlar bu şiire Gavur bizi bizden edeli han oldu. Keyif ehli olduğumuz o anlar çile Yüzler güler, ciğer göz göz kan oldu. Aldılar elimizden kültür sazını, Vurdular tâ göğsünden sancak atını, Gavur türaba dikmeden bayrağını, Türk-İslam denen yer, Frengistan oldu. Bayramları ziyaret gezerdi Kayı Boyu, Şimdi deniz, güneş, kum, kıyı boyu... Tohum, tarla bin yıllık, soy kimin soyu? Çınar bir kovuk kaldı, bak viran oldu. Dergâhta sabahlanan geceler bitti, Oyulan özümüze kurşun döküldü, Çıban çobanla karıştı, bizi güttü Ehlisi olmayan dâd, başa irfan oldu. Şeyh'in aşkındaydı nefsine taarruz, Gâlib fağri olmayınca doğdu ruz, Acemlerin mahdumu olsa da aruz, Gecesi hece, yarını katran oldu. Herkesler her şey oldu yapay zekâyla, Kafiyeden nefes almadı mânâ, Herkes birer Yunus, birer Mevlâna(!) İki kıta, bir kitap, bak divan oldu (!)
Koşma