Sanki şehir bütün güzelliklerini sizden saklar, ne kadar çirkin ve biçimsiz tarafı varsa önünüze yayar. Klasik devir ve Napoleon zamanı hatıraları adımlarınızı artık bırakmaz. Hakikaten sevdiğiniz, sevebileceğiniz şeylerse filmlerde alışılan, kitaplarda okunan, disklerde dinlenen, hülasa bildiğiniz şeylerdir.
Kendi kendinize "yazık, bu kadar çabuk mu kaybedecektim… Paris bu kadarcık mıydı?" dersiniz. Neden sonra anlarsınız ki, o günlerde hiç de Paris’de değildiniz, hatta hiçbir yerde değildiniz. Sadece, yadırgama, itiyatlarından kopma denen acayip, kapalı bir yalnızlık memleketindeydiniz.