Etiyle,kanıyla bir bebeği var etmek; bir kadının hayatındaki en keskin kırılma anı. Çünkü sonrası öncesinden koparıyor. Annelik gönüllü bir mecburiyet, seçilmiş bir hakimiyet. Anneler önce evlatlarını sonra dünyayı yaşam ile doldurur. Doğum ile edinilen bu akrabalığın varlığı şölen tadında, oysa yokluğunu tanımlayabilecek bir kelime yok. Çocuğunu kaybeden bir anneye ne denir? Dışarıdan bakanlar, “ Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.” diyebilir. Ölüm varsa hayat yoktur, siyah varsa beyaz kaybolur. Ama bir anne grinin sonsuz sayıda tonu ile bir arafa hapsolur ve bu derin yas dünya tiyatro tarihine damga vurur.