" Doygun bir hayat, zorunlu olarak"başarılı bir hayat" anlamına gelmez. İleri modern çağda başarıya böylesine tapınılması huzursuz edicidir; bu, yanlış bir yola sevk eder insanları. Hiçbir hayat hep başarılarla dolu olamaz, herkes kısmen veya bazen de tamamen başarısızlığa uğrayabilir. "
" Herkesin olabileceği kadar mutlu olmasını ister gönlümüz, ama bu asla kesintisiz iyi hissetme mutluluğu olamaz, ihtimal dışıdır bu. Kendine ve başkalarına karşı böyle bir halin yanılsamasını ayakta tutmak mümkün olabilir ama bu da kaynaklarınızı tüketir. Bu yanılsamaya hizmet edenlerden biri de selfie'lerdir; ne kadar iyi vaziyette olduğumu ve ne kadar harika bir mekanda (arka plan önemli) güzel hayatın tadını çıkararak şımardığımı kendime ve başkalarına duyurmayı istediğim, ayaküstü kotarılmış şu öz imgeler. Fakat hakikatli bir benlik, bazen, mutluluğunu sadece kendine kanıtlamaya çalıştığını, başkalarının önünde ise ancak bunun havasını atmayı istediğini itiraf edecektir. Başka türlü bir mutluluk, mutlu anların anca mutsuz anların da varlığı sayesinde değer kazandığını idrak etmekle mümkün olur. Keza bu durumlarla ilgili tecrübelerimizin, bizi başkasının mutsuzluğuna daha duyarlı kılacağını idrak ederek. Kendim mutsuzken, başkalarından anlayış ve duygudaşlık görmeyi ummaz mıyım?
" Güzel miyim? Bunun cevabını başkalarından değil, kendimden beklemeliyim. İçimdeki ve görünümümdeki her şeyin olumlanmaya değer olması, her şeyi güzel bulmam gerekmez, olumlayabileceğim bazı şeyler olsun yeter ki, onlarla diğer yanları telafi ederim. Bir dostun da baştan aşağı olumlanmaya değer olması gerekmez, yine de arkadaşımdır, bu başlı başına güzel bir şeydir; insanın kendiyle dostluğunda da öyledir. Kendim için olabileceğim güzel Ben, aynı zamanda arkasında durabileceğim hakikatli Ben'dir. Tıpkı hakiki dostların ilişkisindeki gibi, kendine karşı dürüst olur, kendine yalan söylemez, kendini aldatmaz; bunu da ahlâkî sebeplerle değil, böylece hayatını güvenilir bir zemine oturtabildiği için yapar. "
Bazen sevgiler de eskir, üstü tozlanır. Yeniden hatırlamak lazım, silkelemek lazım o tozları..Sevda da bir yolculuktur, kimse aynı kalmadığı gibi sevda da aynı kalmaz, değişir dönüşür. Önemli olan öfkelendiğinde, içine nefret hissi gelecek olduğunda hemen o ilk anları hatırlamak. Onu orda ilk gördüğün an, mahçup, endişeli ve mütebessim, sana meltem rüzgarından bahsetmişti sonra, birlikte balık yediğiniz, bankta sana biz evlenelim ya dediği o an, sıradan gibi ama aslında harika anlara, böyle anlara sahip çık, papatyalar as o anlara hatta..Z.D Kendime Notlar