III. Richard’la birlikte 3 kitaptan oluşan Kral VI. Henry, aslen Fransa ile İngiltere arasındaki yüzyıl savaşları sonrasında başlayan ve yaklaşık 30 yıl süren, tarihe Güller Savaşı olarak geçmiş, İngiliz hanedanları arasındaki taht kavgalarını konu alıyor. Tarihi bilgimin eksikliği nedeniyle, tarihsel kişilerin (kontların, lordların, düklerin) bolluğu ve bu zatların mütemadiyen ve ışık hızında taraf değiştirmeleri karşısında biraz beynim yanarak okudum bu dörtlemeyi :). Üstelik III. Richard’la başlamıştım, oysa bu dörtlemenin sonuncu kitabı olduğu gibi, III. Richard’ın yenilgisiyle Güller Savaşı bitip, Tudor hanedanı, VII. Henry ile İngiltere krallıklarına uzun süre egemen olduğu için de kronolojik sıralamada da bir hata yapmış oldum. Neyse ki Özdemir Nutku’nun önsözleri ile konular epeyi bir aydınlanıyor, çok tökezlemeden okuyabildim. Şahsen, Özdemir Nutku’ya da gerçek bir minnet duygusu içerisindeyim, Sevgi Soysal’ın da eşiymiş, toprağı bol olsun. On yıllarca verilmiş bunca emek ve neredeyse bütün Shakespeare oyunlarının çevirileri. Özdemir Nutku, Shakespeare’in III. Richard ile tarihsel oyun türünde bir başyapıt ortaya çıkardığını, hem de şiirsellik ve karakterin işleniş zenginliği açısından da bu kitabın dörtlemenin diğer kitaplarının yanında çok daha dikkat çekici olduğunu vurguluyor. Bugünü, 1995 yapımı Richard Loncraine yönetmenliğinde çekilmiş bir film olan III. Richard uyarlaması ile taçlandıracağım birazdan (yaşasın bayram :)),. Fırsatım olursa küçük bir not da filmle ilgili eklerim daha sonra.
Fırtına’yı bitirdikten sonra burada okuduğum incelemelerde bahsedilen temel konular dışında dikkatimi çeken tek şey Gonzalo’nun Montaigne’in bir denemesinden alınmış ütopya kurgulu repliği olmuştu. Doğrusu, Fırtına’nın Shakespeare’in neden en önemli sayılan eserlerinden biri olduğunu anlamak için biraz araştırma ihtiyacı duydum. Çok detaylı analizlerle karşılaştım: İngiliz Sömürgeciliği, iştah kabartan yeni dünya topraklarında karşılaşılan yerli/vahşi/yaban insanla tanışma deneyimi, uygar ve ilkel insan ikilemi, öteki imgesi bağlamında açılan Fırtına analizleriyle. Bir de Can Yücel’in çevirisine yazdığı Önsöz var ( insanokur.org/firtina-william... )
Bunları düzgün biçimde özetlemek çok zaman alacak, ancak meraklısı için birkaç çözümlemenin (ilk ikisi politik bir bakış açısını yansıtıyor) linkini aşağıya bırakıveriyorum:
1. Mimesis Dergisi 7. sayısında çıkan bir çeviri, (benim okuduğum en ayrıntılı analizdi, Mimesis dergide bir analiz daha var ancak aşağıdakinin daha kapsamlı olduğunu düşündüm):
Fırtına ve Sömürgecilik Söylemi – Paul Brown
halksahnesi.org/2002/05/23/firt...
2. SHAKESPEARE‘İN “FIRTINA” ESERİNDE SÖMÜRGECİLİK BAĞLAMINDA “BEN/BİZ” VE “ÖTEKİ” - Dr. Öğr. Gör. Engin Bölükmeşe
journalofsocial.com/Makaleler/44081...
3. Shakespeare’in Fırtına Oyunu - Gamze Haklı Geray
oggito.com/icerikler/shake...
20. yy postmodern edebiyatın göz ardı edilmiş eserlerinden biri olan Büyücü, post modern romanın doğası gereği metinler-arası ilişkiler kurması ve yoğun sembolizm öğeleri içermesi nedeniyle atıfta bulunduğu öncüllerinden azade biçimde okunduğunda, galiba manası havada kalıyor. Buna rağmen hikayesi çok çarpıcı ve kurgusu da oldukça şaşırtıcı bu nedenle heyecan verici bir okuma deneyimi sunduğunu söyleyebilirim.
Oxford’u bitirdikten sonra kendi entellektüel bunalımlarından kaçan Ve Yunanistan’ın küçük bir adasında, bir özel okulda öğretmenlik yapmak için adaya gelen Nicholas Urfe’nin hikayesiyle, insana dair her şeyi (tanrı-doğa-cinsellik-özgürlük-aşk-savaş) yeniden gözden geçiriyoruz. Her ne kadar John Fowles, kitabın son sözünde bu kitabın manası için “okurda yarattığı her türlü tepkidir” demiş olsa da hafızanızda “Olaylar Yunanistan’ın bir adasında geçiyor”’dan öte bir iz kalmasını ya da okurken aldığınız hazzın taçlanmasını istiyorsanız, özellikle Shakespeare’in “Fırtına”’sını önceden okumanızı öneririm. Ayrıca hali hazırda bir birikiminiz yoksa bile, varoluşculuk, psikanaliz (Büyücü özelinde Jung), II. Dünya savaşı sonrasında İngiltere, İngiliz kolonyalizmi üzerinde bilgi ve fikir edinmek faydalı olacaktır diye düşünüyorum.
Bu arada, ben böyle yapmadım, Fırtına’yı okumaya yeni başladım. En azından Büyücü bir merakı içime düşürdü, benim için bir süre sonra yeniden okunması da zaruri hale geldi.