SPOİLER İÇERİR
Kitabı okumaya başladığım andan itibaren her şeyiyle beni etkiledi. Gerek baş kahramanın kadın oluşu gerekse diğer hikayeler. Aslında bu kitabı bu kadar güzel yapan şey de diğer hikayeler dediğim yerler. 3 kadın ve 3 isimin hikayeleri. Basta Mari'nin hikayesi o acılar ve bu kadar acılara rağmen her şeyi bir sır gibi saklaması asla gelecek nesile aktarmak istememesi çok anlamlı ve çok acıydı. Daha sonra Ayşe yani Maya'nın hikayesi. Ali nin onu kurtarmak için soğuk sulara kendini atması falan muhteşem bir aşk ve acının hikayesiydi. Maya'nın hikayesi de güzeldi fakat beni en çok Max ve Nadia'nın hikayesi. Düşündüğüm her an ağlayacak duruma getiriyor beni. Nadia'nın sadece dini için çektiği sıkıntılar. Max'in ona olan aşkı ve evlenmeleri. Evlendikten sonra başına gelenler. Trenden Nadia'nın alınması daha sonra gördüğü işkenceler ve Profesörün onu araması en sonunda buldum derken sırf birkaç saat erken gitmediği için Nadia'nın paramparça olması. Her sey ama her şey beni çok üzdü. Tarihin acılarla dolu hikayeleri barındırdığını öğrenmek ya da aslında her insanın içinde nasıl acılar barındırdığını kim bilir neler yaşadıklarını düşünmek bile insanın derin düşüncelere dalmasına sebep olabiliyor. Şu an gidip Schubert'in Serenad'ını dinleyeceğim ve gözümü kapatıp Profesörün o tepenin basında Serenade çaldığını düşüneceğim. Elveda Nadia, elveda Max...