Bir kadın, evinden (iç dünyasından) uzun süre ayrı kaldığında, hayattaki ilerleme yetisi de o ölçüde giderek soluklaşır. Yaptığı seçimin boyunduruğundan kurtulmak yerine, onun içinde oyalanıp durur. Yorgunluktan gözleri öyle şaşılaşmıştır ki, yardım görebileceği ve rahatlayabileceği yerin yanı başından yalpalaya yalpalaya yürüyüp geçer.
Fok kadın (Ruh evinden uzaklaşmış kişi) zayıf düşer, gözleri nemini kaybeder, körleşmeye başlar. Eve (iç aleme) dönmekte geciktiğimizde, bizim de gözlerimizde parlayacak bir şey kalmaz, kemiklerimiz yorulur, sanki sinirlerimiz kılıflarından ortaya saçılmış gibidir ve artık kim ve ne olduğumuz üzerinde odaklanamayız.
Bir kadının depresyonlarının, can sıkıntılarının ve sayıklamalı kafa karışıklıklarının çoğu; yeniliğin, şevkin ve yaratıcılığın kısıtlandığı ya da yasaklandığı son derece sınırlı bir ruhsal yaşamdan kaynaklanır.