Psikiyatrist yazar yaşadıklarından hareketle edindiği deneyimleri, bilgisiyle desteklemiş ve hayatın anlamı konusunda derli toplu, anlaşılır ilkeler paylaşmış. Önce ağır bir dille yazılmış olacağını düşündüm fakat her bir tanım anlaşılırdı. Anlaşılması zor kısımlarda hastalardan somut örnekler verilmesi zihni canlı tutuyordu. Bir kitabı okurken heyecanlanmayı çok seviyorum. Bu kitap her sayfasında beni heyecanlandırdı. Çünkü belki çokça kez okuduklarımız özgün bir şekilde ifade ediliyor ve farklı kavramlar bu bildiklerimizi çerçeveliyor. Metinlerarası fikir yolculuğu için harika bir kitap. Bir önceki okuduğum kitap hatta 13. Yüzyıla ait tasavvuf edebiyatı ile de ilişkilendirme yapmak mümkün. Kırk sayfalık bölümünde logoterapiyle ilgili önemli kavramlar açıklanıyor. Bu sayfaları okurken aklımda Yunus Emre’nin “ İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır.” şiiri canlandı. Yazarın kurucusu olduğu logoterapi kuramı, insanın hayattaki amacını farkettirebilmek özetle. Kırk sayfalık bu özet bence çok yeterli bu ilkeleri açıklamak için. Başucu kitabı olabilir. Çünkü her cümle tekrar tekrar okunarak yeni farkındalıklar kazandırabilir. Logoterapi ilkelerinden Hayatın geçiciliği, üstanlam, ıstırap, insan varoluşunun özü, sevginin anlamı tasavvufun bazı temel ilkeleriyle de ilişkilendirilebilir diye düşünüyorum. İnsan hayattaki amacının farkına varırsa her türlü zorluğa katlanır ve zorlukların üstesinden gelebilir. Yaşamak için bir amacı, “varoluşsal dinamiği” içinde bulundurmamak ise “varoluşsal boşluğa” yol açar. Bizler amaçlarımızı ve hayatımızın anlamını belirlerken sevgiyle, evren için sorumluluk almalıyız. Bu sorumluluklar bizim hayattaki amacımızı belirleyen unsurlardır. Sorumluluk yoksa boşluk vardır. Bu boşluk bizi içine çeker.