Bu kitap tam anlamıyla buram buram tarih kokuyor.. 1900’lü yılların başından 1970’lere kadar, o dönemlere ait bilinmeyen ne varsa, bu kitap okuyucuya gösteriyor..
biyografi konusuna gelirsek;
Suat, paşa soyundan gelen bir aileye sahip, bebekliğinden yetişkinliğine kadar tam bir prenses gibi yetiştirilmiş, Nazım Hikmet’in sayesinde yazar olmuş, genç yaşında gazeteciliğe atılmış, Lozan’ı gidip yerinde dinleyerek ülkenin bu konuda gözü kulağı olan tek kadın gazeteci... prenses gibi büyütülmüş olmasına karşın o, hep köylü ve işçi kesimin savunmuş, onlarla ilgili yazılar yazmış, dernekler kurmuş ve bu yüzden de iktidarla ters düşmüştür.Hem yazarlığıyla, hem de gazeteciliğiyle üstün bir başarı yakalayan kadına ülkesi bir anda sırtını dönmüş, onu dışlamıştır
Ve Suat için asıl zor zamanlar bundan sonra başlamıştır.
Kitap daha ilk sayfalarda sizi hikayenin içine çekiyor. Abidin Dino, Serteller, Sabahattin Ali gibi tanıdık isimleri görünce heyecana kapılıyorsunuz; onlarla beraber o günleri yaşıyorsunuz.
Bilmediğiniz bir şey varsa da dipnotlar size yardımcı oluyor..
Olaylar İstanbul’da geçince bahsedilen mekanların çoğu göz önüne geliyor tabii..
Kitapta ilgimi çeken bir diğer konu da; basılan dergi ve Nazım’ın kitaplarını çok yakını, yardımcısı olan gençler para verip bayiden, kitapçıdan alıyorlar. Ne dergiyi bedavaya okuyorlar, ne de Nazım’dan istiyorlar. Bedavacılık, beleşçilik yok yani..
Diğer Balcıgil kitapları gibi elinizden bırakamadan okunan nefes kesen bir dönem romanı..