Bakışları uzundu; heykel bakışı. İnsan derisi giymiş tanrı yalnızlığı içindeydi. Bir şey demenin eşiğindeydi ağzı, hayır değildi, bakarak anlamanın yeterliliğine inanmış kalın bir çizgi vardı dudaklarının üstünde.
Bir şeyi susuyordu bu kadın, onun sustuğunu ben taşıyordum belki de ne konuşup ne susan birisine. Kimdi o, neyi bekliyordu gelecekten, kendinden ve benden?
Kapalı kapılara baktım uzun uzun. Arkalarında neyi gizlediklerini bilmeyişim hepsini ilginçleştiriyordu gözümde. Hangisine girecektim? İçimdeki çoğalmak özlemine bakılırsa kendimi gerçekleştirecek bir iş arıyordum. Ellerim hiçbir işe hazır değildi ama, yorgundular, yorgundum. Kapılardan birini çalmanın erken olduğunu düşündüm sonra. Beklemeliydim, sokakta kimsecikler yoktu çünkü, her şeyin vakti insandı.