Dostunuz, zaman öldürmek için aradığınız biri olmasın;
onu hep yaşanılası zamanlarla arayın.
Çünkü dost, o sizin ihtiyacınızı karşılamak için vardır;
boşluğunuzu doldurmak için değil.
Hoşluğunda dostluğun kahkahalar çınlasın,
zevkler paylaşılsın.
Çünkü küçük şeylerin şebnemiyle
sabahına erip tazelenir yürek.
Dostlukta ruhu daha da derinleştirmekten başka amaç olmasın.
Çünkü kendi sırrına ermekten başka amaç güden sevgi, sevgi değil;
ileriye atılmış bir ağdır
ve bu ağa sadece yararsız şeyler takılır.
Dostunuz, ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda olandır.
Sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır;
sizin sofranız ve ocağınızın başıdır.
Çünkü açken ona gelir, huzur için onu ararsınız.
Dostunuz fikrini söylerken, aklınızdan geçen “hayır”dan korkmaz,
“evet”i de kendinize saklamazsınız.
O sustuğu zamanda da yüreğiniz, onun yüreğini dinlemekten geri durmaz.
Çünkü dostlukta bütün düşünceler, bütün arzular, bütün beklentiler
söz söylenmeden ve övgüsüz bir sevinçle doğar ve paylaşılır.
Dostunuzdan ayrıldığınızda üzülmezsiniz.
Çünkü onun en sevdiğiniz yanı, o yokken iyice belirginlik kazanır.
Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değil.
Onlar, Hayat’ın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızlarıdır.
Onlar sizin sayenizde gelir, ama sizden değildir.
Sizinle birlikte olsalar da size ait değildir.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, ama düşüncelerinizi değil.
Zira onların kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini barındırabilirsiniz, ama ruhlarını değil.
Çünkü onların ruhları, geleceğin evinde yaşar;
sizin düşlerinizde bile ziyaret edemeyeceğiniz o yerde.
Onlar gibi olmaya çabalayabilirsiniz,
ama onları kendinize benzetmeye çalışmayın.
Çünkü ne geri gider yaşam, ne de oyalanır dünle.
“Birlikte doğdunuz ve sonsuza kadar birlikte olacaksınız.
Ölümün ak kanatları ömrünüzü dağıtıp savurduğunda da birlikte olacaksınız.
Tanrı’nın sessiz belleğinde bile birlikte olacaksınız.
Fakat bırakın mesafeler olsun birlikteliğinizde;
bırakın dans etsin göklerin rüzgârları aranızda.
Birbirinizi sevin; ama aşkı pranga eylemeyin.
Bırakın, ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk.
Birbirinizin tasını doldurun; ama aynı tastan içmeyin.
Birbirinize ekmeğinizden verin; ama aynı somundan yemeyin.
Şarkı söyleyin, dans edin, birlikte eğlenin;
ama yalnız başınıza olun ikiniz de.
Hatta aynı müzikle titreseler de, lavtanın telleri gibi, tek tek olun.
Yüreklerinizi verin birbirinize;
fakat teslim etmeyin birbirinizin eline.
Çünkü yalnızca hayatın avucuna sığar yürekleriniz.
Birlikte durun; ama yapışmayın birbirinize.
Çünkü ayrı durur tapınağın sütunları.
Ve selvi ile çınar, birbirinin gölgesinde büyümez.”